Skip to content

BÜYÜK TAARRUZ’DA ŞEHİT OLAN BABA OĞUL…

dumlupınar şehitliğine giderseniz şayet, en tepedeki büyük mehmetçik anıtına çıkarken merdiven basamaklarının sağında bir baba-oğul anıtı vardır.
bu anıtta yağız bir türk askeri ve kucağında yaşlı bir başka asker tasvir edilir.

Çetmilli Ali Çavuş ve Oğlu Mehmet Onbaşı Anıtı.

Çetmilli Ali Çavuş ve Oğlu Mehmet Onbaşı Anıtı.

 

işte yukarıdaki görselde tasvir edilen kahramanlar, baba-oğul kurtuluş savaşında şehit verdiğimiz çetmilli ali çavuş ve oğlu onbaşı mehmet‘tir.

1912’de balkan savaşı patlak verdiğinde çetmilli ali çavuş savaşa katılmak üzre evinden çıktığında geride bıraktığı oğlu mehmet henüz 8 yaşındadır.
ali çavuş balkan savaşlarından sonra takip eden yıllar içinde sırasıyla, galiçya, hicaz, yemen vekafkasya’da cepheden cepheye koşarak 11 yıl köyünden ve ailesinden uzak kalmış, milli mücadele başlayınca da doğu cephesinden
kurtuluş savaşı‘na koşmuştur.

bu geçen 11 yıl boyunca mehmet büyümüş, yağız bir delikanlı olmuş, o da babası gibi milli mücadeleye katılmak için orduya yazılmıştı.

baba ve oğulun yolları nihayet cephede kesişir.
dumlupınar’da başkomutanlık meydan savaşında 19 yaşındaki alay sancaktarı mehmet onbaşı ile ali çavuş karşılaşırlar.
birbirlerine sarılıp hasret giderirler.
lakin bu sevinç ve bu kavuşma, hasret giderme bir hayli kısa sürer.
kavuşmanın sabahındaki süngü hücumunda çetmilli ali çavuş şehadet şerbetini içer.
onbaşı mehmet babası ile bir kez daha gurur duymuştur.

babasının şehit olmasının üzerinden henüz 3 gün geçmişken onbaşı mehmet’te 31 ağustos günü izmir’e ilk giren birliklerimizin içinde şehit düşer.

böylece baba ve oğul ikisi de şehit olarak birbirlerine kavuşmuş olurlar.

yukarıdaki görselde gördüğünüz bronzdan yapılmış bu ikili heykelde genç oğul şehit babasını kucağında taşımaktadır.
anıtın altındaki mermer kitabede ise bu hikaye anlatıldıktan sonra “yüce kahramanları minnet ve şükranla anıyoruz” şeklinde yazı vardır.

ruhları şad olsun.

YUNAN ORDULARI BAŞKOMUTANINI ESİR ALAN ÇAVUŞ…

Büyük Taarruz’un ismi pek zikredilmeyen kahramanlarından biri olan AHMET ÇAVUŞ’tur.

Savaştan evvel Afyon cezaevinde gardiyanlık yapan bu kahraman asker, esir aldıkları Yunan askerlerinin içinde Yunan orduları başkomutanı nikola trikopis olduğunu bilmiyordu, işin bir başka ironik yanı da, Ahmet Çavuş tarafından esir alınan General Trikopis de Yunan orduları başkomutanı olduğunu henüz bilmiyordu, başkomutan olduğu kendisine Uşak’ta huzuruna çıktığı mustafa kemal atatürk tarafından bizzat tebliğ edilmiştir.

general trikopis, esir alınış anını şu şekilde aktarıyor;

“her tarafımız türklerle çevrilmişti. esir olacağımızı anlamıştık. bizde kılıcı düşmana teslim etmek küçüklük sayılır. durumun kötüye gittiğini gören yaverim, bir ara yanıma gelerek:
‘generalim kılıcını imha edelim’ dedi.
derhal kılıcımı verdim. önümde parçaladı.
bu sırada atım da vurulmuştu.
başka bir atla çemberi yarıp kaçmaya çalıştım. olmadı yakalandım.
atımdaki süvari kılıcını da aldılar.
ve beni ilk defa garp cephesi komutanı ismet paşa’nın yanına götürdüler. daha sonra mustafa kemal’in huzuruna çıkardılar.”

ahmet çavuş ise bu esir edişinin hikayesini şu şekilde aktarıyor;

“keşif için üç kişi dağa(elmalıdağ) tırmanmağa başladık.
yanımda saatli, tetikli, fitilli olmak üzere 11 bomba vardı.
arkamızdan da kırk kişi yollayacaklardı.
alaca karanlıkta tepenin bir boyun noktasına vardığımız zaman, 5 – 10 zabitin oturduklarını gördüm.
derhal bombalardan birisini yakalayarak, davranmayın, teslim olun, diye haykırdım. hepsi, ellerini kaldırdılar.
arkadaşlarım da yanına gelmişlerdi. ben önümüzde duran bir zabitin atını yularından yakalıyarak çektim.”

sordular:
-“ne kadar kuvvetiniz var?” dediler.
-“üç ordu, dedim. tamamen muhasara altındasınız. ya teslim olacaksınız, ya sizi gurup ateşine vereceğiz.”
-“hangi kıtaya kumanda ediyorsun?” dediler.
-“alay kumandanıyım”, dedim.

rütbemi sordular?

-“başçavuş…” dediğim zaman hepsi hayret içerisinde kalmışlardı.

hayretlerini gidermek için devam ettim:

-“bizde onbaşıdan fırka kumandanı bile var”, dedim.

onlara, torbalarımızdan peksimet çıkararak verdik. onlar da bize, bol bol sigara ikram ettiler.
ceplerimizi doldurduk.
biz onları böylece esir aldıktan epey sonra kaymakam hüseyin hüsnü beyle tabur kumandanımız fuat bey geldiler.

hüseyin hüsnü bey, esir zabitlerin içerisinden birisini, eliyle işaret ederek bana sordu:

-“bu zabitin kim olduğunu biliyor musun?”
-“ne bileyim, dedim. elin düşmanı… babamın oğlu değil ya!…”

fuat beyin gözleri faltaşı gibi açılmıştı:

-“trikopis, trikopis, diye haykırdı. yunan başkumandanı…”

trikopis’i uşak’a kadar getirdik.
orada bana bir istiklâl madalyası yazdılar. trikopis’in esvaplarını da bana hediye ettiler. geçen seneye kadar bu esvapları giyerdim.
şimdi bunlar azıcık eskidi. sokağa pek gelmiyor. evde saklıyorum…

Görsel-1) Ahmet Çavuş.

Görsel-1) Ahmet Çavuş.

Görsel 2 ve 3) Ahmet Çavuş’un kabri.

 

AHMET ÇAVUŞ BELGESELİ/NTV.

YILDIRIM KEMAL…

Afyonkarahisar’dan Uşak yönüne doğru giderken kuzeye doğru sapıp Zafertepe mevkiini ziyaret ederseniz yolunuzun üzerinde bir köy vardır. Yıldırımkemal köyü.
Afyon ilinin Sinanpaşa ilçesine bağlı bu köy, Büyük Taarruz-Başkomutanlık Meydan Muharebesinde önemli bir yere sahiptir.

Köyün adı, büyük taarruz sırasında Konya’da tedavi gördüğü hastaneden kaçarak fahrettin altay paşa’nın süvari tümenine katılan ve emrindeki 30 kahraman süvari ile düşman kuvvetleri ile yaptığı çarpışmada şehit düşen İzmirli süvari subayı “Yıldırım” lakaplı Kemal Bey’den gelmektedir.

28 ağustos 1922’de 5. Süvari Kolordusu’nun, çekilmekte olan ve eğret bölgesindeki ihtiyatta bulunan Yunan kuvvetlerine baskınlar yaptığı sırada, İzmir’e ilk gidecek süvari kıtasının başında bulunmak üzere görevlendirilen Yıldırım Kemal, Küçükköy istasyonu yakınındaki çarpışmalarda 30 arkadaşı ile birlikte şehadet şerbetini içmiş bir Milli Mücadele kahramanıdır.

Bu sebeple eski adı Küçükköy olan mevkiye, Yıldırımkemal ismi verilmiştir.

Görsel-1) Yıldırımkemal Şehitliği.

Görsel-1) Yıldırımkemal Şehitliği.

 

Görsel-2)Yıldırımkemal şehitliği kitabesi.

 

Görsel-3)Yıldırımkemal tren istasyonu.

EK: Yıldırımkemal Köyü Google Maps Konum.

ZAFER YOLU…

30 Ağustos Zaferimizin parçalarından biri olan “zafer yolu” bizim tarihimizin dönüm noktalarından biridir.
Zafer yolu, büyük taarruza hazırlanan kahraman ordumuzun, düşman kuvvetlerinin bulunduğuafyon müstahkem mevkii‘ni tek hamlede parçalamak adına kocatepe civarına yaptığı yığınağın tanımlamasıdır.
başlı başına bir kahramanlık destanıdır zafer yolu…

Görsel 1: Kocatepe Zafer yolu.

Görsel-2: Kocatepe Zafer Yolu 2

tarihler 17 ağustos 1922’yi gösterdiğinde mustafa kemal, ankara’dan gizlice ayrılıyor, önce konya’ya, sonra da akşehir’e geçerek kurmaylarına resmen büyük taarruz’u tebliğ ediyordu.
26 ağustos günü sabaha karşı türk ordusu bütün kuvvetleri ile kocatepe’den afyon’a doğru saldırıya geçecek ve ivedilikle netice alınacaktı.
20 ağustos sabahı ise ankara gazeteleri mustafa kemal’in çankaya köşkünde bir davet vereceğini yazıyordu.
—————-
kısa not: bakınız o dönemin milli mücadele ruhunu çok güzel yansıtan bir hamledir bu. ankara medyası tamamen milli mücadele ruhu ile büyük taarruz harekat planının bir parçası oluyor. milli çıkarlara uygun bir şekilde hareket ederek büyük taarruz hazırlıklarına zaman kazandırıyor ve düşman istihbaratı yanıltılıyor. günümüz medyasına ve bunların davranışlarına baktığımızda bu olağanüstü ve alkışlanası bir vatanperverlik örneğidir.
—————

evet, bütün dünya böylece mustafa kemal‘in ankara’da vereceği davete hazırlık yaptığını, ankara’da olduğunu düşünürken, mustafa kemal zaman kazanıyor ve kurmayları ile görüşüp, türk ordusunu denetleme fırsatı buluyordu.

bu öyle bir orduydu ki, 4 gün boyunca 100 kilometreden ziyade bir mesafeyi sadece geceleri yürüyerek katetmiş ve afyon’un güneyinde konuşlanmıştı.
tam 4 kolordu asker, 100.000 asker, binlerce at, yüzlerce top arabası…
gündüzleri gölgeliklerde dinleniyor, sonra gece boyu hiç durmadan yürüyordu.
zafere doğru, zafer yolundan yürüyorlardı.

20 ağustos’ta ordu’nun yürüyüşü bitmiş, 20 ağustos’u 21 ağustos’a bağlayan gece hava karardığında ordusuna erzak ve mühimmat taşıyan bir milletin yürüyüşü başlamıştı.

türklerin tek bir kurşunu vardı. ve o tek kurşunu da bu büyük taarruz‘da harcayacaklardı.
büyük taarruzun planı o güne değin görülmemiş bir risk içeren, askeri literatürde “deli saçması” olarak tanımlanacak bir plandı.
dünya savaş tarihinde daha önce hiç böyle bir imha taarruzu yapılmamıştı ve yapılmayacaktı.
ama türk milleti buna mecburdu.
ani baskın, ivedilikle sonuca gitmek lazımdı.

Görsel-3: Başkomutanlık Meydan Muharebesi Planı.

e zafer yolunda sevkiyat başlamıştı.
şuhut yönünden kocatepe’ye ve afyon’u çevreleyen tüm müstahkem mevkilere büyük bir sevkiyat yapılıyordu.

sevkiyatı yapanlar kimlerdi?

köylüler, halk, asker, subay herkes.
hatta anadolu’nun türlü hayvanatı…öküzler, beygirler, katırlar, eşekler, köpekler bile bu kutlu zafere sebep olacak sevkiyatı birlikte yapıyorlardı.

şuhut dağlarından afyon tepelerine.
kiminin ayağı çıplak, kiminin kolu kırık.
kimi ateşli, kimi gebe, kiminin kucağında çocuğu…

halk ve asker birlikte.
bomba taşıyordu, mermi taşıyordu, top arabası itiyordu.

hepsi de imanlıydı amma.
birinin bile kazanılacak zaferden şüphesi yoktu.
çünkü onların hepsi aynı amaç doğrultusunda ilerliyordu.
kadını, erkeği, çocuğu, genci, yaşlısı…
hep birlikte onlarca kilometre yol katetti.
bir yudum suyunu, bir parça ekmeğini kahraman mehmetçik ile pay etti.

kurtarılacak bir vatan vardı o dağların arkasında.

ve binlerce asker, binlerce insan yürüdü durdu zafere, zafer yolu’ndan.
afyon’a taarruz edecek bir ordu sevkedildi elbirliğiyle zafer yolu’ndan.

anlamamıştı düşman,
bu asil sevkiyattan, zafer yolundan yapılan bu asil ve kutlu yürüyüşten haberdar olmamıştı.
bırak yunan’ı, ingiliz’i de, fransız’ı da şaşkındı.

haberleri olmamıştı.
ta ki 26 ağustos sabahı türk topçusu en müstahkem mevzilerini dövene kadar.
nereden gelmişti bunlar?
kimlerdi?
nasıl bir güç bir gecede onları tam da tepelerine bindirmişti…

işte o zaferi birlikte yürüyen halk ve asker beraber kazandı 30 ağustos’ta.
kocatepe’den dövülen her bir düşman mevzisinde halk ile askerin ortak çalışması, fedakarlıkları vardı.

halk ve asker birlikte kazanmıştı zaferi…

işte zafer yolu, bu kutlu zaferimizin en önemli kilometre taşlarından biridir.
şuhut’un ayazlı dağlarında yazılan bir kahramanlık destanıdır zafer yolu.

Görsel-4: Şuhut, Zafer Yolu takı.

 

Görsel-5: Şuhut-Kocatepe Zafer Yolu Haritası.

 

EK: ZAFER YOLU BELGESELİ/NTV.

Osmanlı’da bir Paralel Devlet Yapılanması: NAKİB-ÜL EŞRAF…

Osmanlı’da paralel devlet, paralel yapı var mıydı?
Evet vardı.

nakib-ül eşraf, bir nev’i osmanlı paralel devlet yapılanmasıydı.

Kelime anlamı olarak “ali evladı müfettişi” anlamına gelen nakib-ül eşraf, yıldırım bayezid zamanında kurulmuştur.
Peygamber sülalesinden gelenlerin (seyyid) kaydını tutma amaçlı bu kurum bir devlet yapılanması gibi örgütlenmiştir.
Sonraki yıllarda ise bir nevi devlet içinde devlet haline gelmiş, hatta bazı durumlarda devlet otoritesinin de üzerine çıkmıştır.

Kurumun başında bir sadrazam nakip bulunmakta, vilayetlerde Nakib-ül eşraf ve bunların olmadığı yerlerde de Nakib ül Eşraf Kaymakamları görev yapmaktadır, Seyyid soyundan gelenler için aktarılan para ve savaş ganimetlerini toplanmış, seyyidlerin dava ve diğer sorunlarıyla alakadar olunmuştur.

Osmanlı’da ne suç işlerlerse işlesinler seyyidleri katiyen kadılar yargılayamazlar, nakib-ül eşraflar yargılarlardı.
Bu da bu kurumun “devlet içinde devlet” olduğunun en önemli delilidir.

Yıllar içinde yozlaşan bu kurum gayri resmi de olsa halen devam etmekte midir?
Bilmiyoruz, ama Osmanlı’da elinde seyyidlik belgesi olanların çok ballı olduğu, vergiden ve askerlikten muaf oldukları işte bu nakib ül eşraflar sayesinde kayıt altına alınmaktaydı.

Hatta bu yetkiyi elinde bulunduranlar seyyid’lik ile alakası olmayan kimseler için bile seyyidlik belgesi düzenlemişler, bu kişilerin bu imkanlardan faydalanmasını sağlamışlardır.

Artık seyyid belgesinin kimlere kaça satıldığını, bu işlerden kimin ne kadar çıkar elde ettiğini de dönemin mesullerine sormak gerek.

DÜNYADA FETÖCÜ YAPILANMA DERNEK ve KURULUŞLARI…

Evet sevgili okur, burası bir tarih sitesi, lakin 15 Temmuz 2016’da atlatmış olduğumuz FETÖCÜ DARBE GİRİŞİMİ sonrası bu terör örgütünün yapılanmasına dair birkaç satır yazmak istedim.

(BKZ: FETÖ MASONİK BİR ORGANİZASYONDUR) Yazımızda bu örgütün yapısının mason örgütlerine benzediğine değinmiştik. İşte şimdi böyle bir yapılanmanın kolları ve dallarını inceleyeceğiz.

Ülkemizi bir kanser gibi sarmış olan fetöcü organizasyonun, dünyayı da ne denli sardığı, kim ve kimlerle ve ne amaçlarla ilişkiler içerisinde olduğunu gösteren çalışma.

Türkiye Cumhuriyeti Devletini bu konuda daha önce defaatle uyarmıştık.

Bu terör örgütü lideri yurtdışında büyük saygı görüyor ve bunu Türkiye üzerinde bir proje olarak gördükleri için destekliyorlar, adını yüceltiyorlar.

Bakınız muhterem müminler.
fethullah’ı bize asla iade etmezler, etmeyecekler.

Kendileri için çalışan birini neden iade etsinler ki bize?
Neden göz göre göre kaybetsinler?

Yıllar önce yazdık, ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bundan hala haberi yok belli ki.

Fethullah Gülen adına yurtdışında sempozyumlar düzenleniyor, bröveler dağıtılıyor.
Hatta ve hatta bazı üniversitelerde “fethullah gülen kürsüleri” açılıyor ve faaliyetlerini sürdürüyor.

İşte bunlardan bazı örnekler.

üniversite kürsüleri;

1-)leuven üniversitesi fethullah gülen kürsüsü;


Tam ve orijinal adı: “Fethullah Gülen Voorzitter Academie Van de Katholieke Universiteit Leuven”dir.
Bu üniversite, Belçika’nın Leuven şehrinde bulunan üniversitedir. Eğitim dili genellikle Flamanca olup, bazı programlarında İngilizce eğitim verilmektedir.
https://tr.wikipedia.org/…katolik_%c3%9cniversitesi

Fethullah Gülen bu üniversiteye düzenli olarak bağışlar yapmaktadır.
En son bağışı da 15 Temmuz darbe girişiminden hemen evvel yaptığı iddia ediliyor;
kaynak link.

İddiaya göre Gülen 8 temmuz 2016’da Leuven Üniversitesine 1 milyon Euro bağış yapmış.
Üniversite “Gülen Kürsüsü” anlaşmasını 2016’nın henüz başında yenilemiştir.

2-)avustralya katolik üniversitesi f gülen kürsüsü;
Tam ve orijinal adı: “Fethullah Gulen Chair of Australian Catholic University”dir.
Kısa adı “acu” olan avustralya devlet üniversitesinde bulunan Fetöcü organizasyondur.
https://en.wikipedia.org/wiki/Australian_Catholic_University

Bu üniversitedeki Fethullah Gülen kürsüsü Kasım 2007’den beri faaliyetlerini sürdürmektedir.
http://www.acu.edu.au/about_acu/faculties,_institutes_and_centres/centres/inter-religious_dialogue/fethullah_gulen_chair

şurada da bir videosu var.

Şurada da Acu’daki Gülen Kürsüsünün konferans listesi var;
http://gulenconferences.com/australian-catholic-universitymelbourne/

3-)deakin üniversitesi fethullah gülen kürsüsü;
Avustralya’nın Melbourne kentindeki Deakin Üniversitesinde 2015 yılında faaliyete başlayan kürsüdür.

Avustralya’da Fetö’nün Katolik faaliyetleri son derece hızlı olmalı ki, acu bünyesinde kurulan kürsü yeterli gelmemiş olacak ki, ülkede 2. bir Fethullah Gülen kürsüsü kurulmuş.
Bu yeni oluşturulan kürsünün tam adı da; “fethullah gülen islami ilimler kürsüsü“dür.
https://www.deakin.edu.au/alfred-deakin-institute/news/news-archive/2015-archive/fethullah-gulen-chair-in-islamic-studies-intercultural-dialogue

4-)fethullah gulen chair ındonesia:
Endonezya-Jakarta’daki “Şerif Hidayetullah İslam Üniversitesi” bünyesinde 2009 yılında oluşturulmuş kürsüdür.

Ne güzel değil mi?
Hem Katolik üniversitesine bağış yap, konferanslar ver, hem İslam üniversitesinde.
Hangi bayrağa hizmet bu?

Soruyorum,
2013’te Akp ve cemaatin arasının açıldığı ve Fethullah Gülen’in terörist ilan edildiği tarihten günümüze, Bunlar için bir girişim yapıldı mı?
Bunların kapatılması için bir çalışma?
Bir talep?
Birşeyler yapıldı mı?

Yoksa bunlar hala duruyor mu?

Soruyorum,
Bunların Belçika’da, Almanya’da ve sair ülkelerde açılan Pkk stantlarından ne farkı var?

Malesef devletimiz ehil eller tarafından yönetilmiyor.
İnsanlar işleri layikiyle yapmıyor ne yazık ki.

Oysa ki Hz Muhammed şöyle buyurmuştur;
işi ehline veriniz…”

Şimdi siz Fethullah Gülen ile, Fetö ile mücadele edecekseniz, işe önce onun yurtdışındaki vizyonunu yok etmekle başlamalısınız.

Bunu yapıyor musunuz?
Hayır.

Benden bir tüyo sizlere.
Yakında bir Abd üniversitesinde de fethullah gülen kürsüsü açılacak.
Gidin bulun ve gereğini yapın.

Bu üniversite kürsüleri dışında dünyaya bir kanser gibi yayılmış dernekler, enstütüler, kuruluşlar var.
bunlardan bazılarını da listeliyor ve görsellerini ekliyorum.

gulen ınstitute;
2007 yılında Houston/Teksas’ta kurulan enstütüdür.

gulen conference;

Logo tanıdık geldi değil mi?
Tanıdık gelmediyse bir de şuna bakın;


2009 yılında Los Angeles’te faaliyetlerine başlayan kuruluş, şimdi tanıdık gelmiştir sanırım.

alliance for shared values;
New York merkezli bu kurum, Abd’deki Fetöcü organizasyonların çatı kuruluşu olup, üye ve ortak kuruluşlar için işbirliği ve birleştirici bir unsurdur.
Peace Islands, Rumi Forum, Pacifica Institute, Institute for ınterfaith dialogue, Istanbul center ve Niagara Foundation bu birliğe üyedir.

pacifica ınstitute;
Kaliforniya merkezli ve Abd’nin batı eyaletlerinde faaliyetlerini sürdüren Fetöcü organizasyon.

peace ıslands ınstitute;
2004 yılında New Jersey’de kurulan Fetöcü organizasyon.
New Jersey , New York , Connecticut , Pennsylvania, ve Massachusetts’te faaliyetlerini sürdüren etkili bir kuruluştur.

rumi forum;
Washington merkezli Fetöcü kuruluş.
Abd’deki en etkili Fetöcü oluşumlardan biridir. Kentucky , Hampton Roads , Charlottesville ve Maryland’de şubeleri vardır.


burada da bonus olarak şunu vereyim;

İş bu yukarıdaki fotoğrafta Egemen Bağış’ın yanında görülen şahıs Rumi Forum adlı Fetöcü kuruluşun 2009’dan beri başkanlığını yürüten Emre Çelik’tir.

Emre Çelik darbe girişimi sonrası Beyaz Saray’da verilen bir davetten paylaştığı fotoğraflar ile ABD’nin Fetö’ye desteğini haklı çıkarmıştı adeta.


Bu fotoğraf henüz geçtiğimiz hafta sonu çekildi.(21 temmuz 2016)
Fotoğrafın çekildiği mekan Beyaz Saray.
En arkada gördüğünüz kişi ise Abd Başkanı Obama.
Obama’yı arka plana alıp bu fotoğrafı çekip sosyal mecralarda paylaşan birinin, orada bir “davetli” sıfatıyla bulunması gerekir.

Kaldı ki Rumi Forum’un başkanı olan bu kişi Beyaz Saray’daki o organizasyona davetliydi. İşte Beyaz Saray’ın Fetöcülere gönderdiği o davetiye;

Emre Çelik adlı Fetöcü şahıs sadece Obama ile poz vermiyor.
Hillary Clinton ile gayet samimi şu fotoğrafı da paylaşıyor ki, Fetö’ye olan Abd desteğinden kimsenin şüphesi olmasın.
işte o skandal foto;

Bunlar ABD‘nin Fetöcü yapılanmaya, terör örgütüne destek vermesinin kanıtı değildir de nedir?

geçelim.
istanbul center;
Florida ve Abd’nin güneydoğu eyaletlerinde faaliyette bulunan Fetöcü organizasyon.

niagara foundation;
Chicago merkezli vakıf Indiana , Iowa , Michigan , Minnesota , Missouri , Ohio , Wisconsin’de de şubeleri bulunan Abd’deki Fetöcü organizasyon.
Abd’de epey etkili bir kuruluştur.



turquoise harmony ınstitute;
Güney Afrika  “dinler vakfı” olarak 2006 yılında kurulan organizasyon.
halihazırda Güney Afrika’da Johannesburg , Pretoria , Durban ve Cape Town’da etkinliklerini sürdürmektedir.

indialogue foundation:
2005 Yılında Yeni Delhi’de kurulan ve Hindistan genelinde Chennai, Heyderabad , Kalküta , Bengalore ve Mumbai’de şubeleri bulunan organizasyon.

intercultural dialogue platform;
2000 yılında Belçika’nın Brüksel şehrinde kurulan ıdp gibi hem Belçika ve Avrupa bağlamında, kültürler ve dinler arası diyalog , sosyal uyum ve barış içinde bir arada yaşama gibi konularda tartışma ve analizler yapan dernek.

finland dialogue association;
Helsinki’de 2004 yılında kurulan dernek.

forum für ınterkulturellen dialog berlin e.v:
Almanya’da 2002’den beri faaliyet gösteren Fetöcü organizasyon.

malaysian turkish dialogue society:
Malezya-Kuala Lumpur merkezli, iş ve sosyal amaçlı dernek.


formosa ınstitute:
Gülen Cemaati’nin Tayvan(Formoza)’daki kuruluşu.

anatolia cultural and dialog center:
2007 yılında Hong Kong merkezli kurulan ve halihazırda Abd ve Kanada’da da faaliyetlerini sürdüren kuruluş.

dunaj ınstytut dialogu:
2008 yılında Polonya-Varşova’da kurulan dernek.

tevere ınstitute:
2007 mayıs ayında İtalya-Roma’da kurulan dernek.
Vatikan ile ilişkileri düzenleyen bu dernek Fetö için fevkalade önemli bir kuruluştur.

rumi forum of pakistan:
Pakistan’ın İslamabad , Lahor , Karaçi ve Multan şehirlerinde temsilcilikleri bulunan ve sözde kültürler arası diyaloğu geliştirmek adına oluşturulan, Abd merkezli “Rumi Forum”a bağlı kuruluş.

Görüldüğü üzre söylemleri hep barış, dinler arası diyalog falan, ama halkın üzerine ateş açmaktan, sınav sorularını çalarak insanların haklarını gaspetmekten, devlet mevkilerine kendi adamlarını yerleştirip görevi kötüye kullanmaktan da geri kalmıyorlar hiç.

İddia ediyorum, yukarıda örneklerini verdiğimiz, linklerini, görsellerini sunduğumuz üniversite kürsülerinden, ne Mit’in, ne Dışişleri’nin dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin haberi yoktur.
Bu vesile ile bir dikkat çekebilirsek ne mutlu bize.

Unutmayalım!
Fetö bir kanserdir.
Sadece ülkemizi değil, tüm dünyayı sarmıştır.

 

FETÖ MASONİK BİR ORGANİZASYONDUR…

fetö’nün yurtiçi ve yurtdışı yapılanmasına bakıldığında varlığı binyıllara dayanan bir organizasyonun izlerini hissederiz.

semboller, gizlilik, şifreleme yöntemleri, dışa kapalılık, mensuplarını kendilerinin seçmesi gibi kriterler, fetö yapılanmasının masonik organizasyonu rol model aldığının ispatıdır adeta.

zaten bugün fetöye sahip çıkanlara baktığımızda da bunların arkasında masonik kurum ve kuruluşları görmekteyiz.

masonlarda semboller çok önemlidir.
horus’un her şeyi gören gözü, gönye-pergel, 7 kollu şamdan, jakin ve bohaz sütunları nasıl masonik sembollerse, fetö’de de bu tip semboller vardır.
fetöcüler pek çok yapılanmasında, masonların kullandığı şu sembolleri kullanmışlardır;

örneğin;

bir başka örnek, bank asya logosundaki piramit ve kimse yok mu derneğinin logosundaki horus’un her şeyi gören gözü;

ya da bu semboller gibi kendi sembollerini yaratmışlar, ilişkide oldukları kurum ve kuruluşlarda bu sembolleri kullanmışlardır.
örnek;

şüphesiz ki bunlar alelade benzetmeler değil.
tesadüfi değil.

fetöcü yapılanmanın kullandığı bir başka masonik taktik din istismarıdır.
bugün bir mason olabilmek için ilk şart “herhangi bir dine inanmak”tır.
yani şayet bir semavi dine mensup değilseniz, bir inancınız yoksa mason olamıyorsunuz.

fetö’nün en iyi yaptığı şey de din istismarıdır.
din onlar için bir amaç değil, araçtır.
kendilerini dindar gösterip, toplumun birleştirici çimentosu olan dini makam ve mevki ele geçirmekteki bir amaç olarak çok güzel kullanırlar.
bugün masonlukta farklı dinlerden bir araya gelen insanlar ortak bir amaç için nasıl çalışıyorsa, fetö’de de aynı durum mevcuttur.
(bkz: dinler arası diyalog) bunun en güzel örneğidir.

Fetöcüler kendi çıkarları için dini farklılık gözetmeksizin, her türlü oluşumla işbirliğine gidebilirler.

dinler arası diyalog saçmalığı ile, örgütün gerçek hedefine yandaş toplanmaya çalışılmaktadır.

işte dinler arasında verilmeye çalışılan bu “sevgi” ve “barış” mesajları, aslında örgütün barış yanlısı, hümanist bir örgüt olduğu algısını yaratmaktır.
dünyanın çeşitli yerlerindeki katolik üniversitelerinde ve islami üniversitelerde oluşturulan “fethullah gülen kürsüleri” ve buralara yapılan milyon dolarlık bağışlar, hep bu mesajı vermek ve bir algı yaratmak içindir.
http://bit.ly/2aopGlK

ne güzel değil mi?
hem katolik üniversitesine bağış yap, konferanslar ver, hem islam üniversitesinde.
hangi bayrağa hizmet oluyor bu?

“ben fetöcü olacağım, cemaate gireceğim…”
bu şekilde düşünen ve cemaate girmek isteyen hiç kimse cemaate dahil olamaz.
cemaate dahil olmak için sizi cemaat üyesi birinin alıp toplantılara götürmesi, size referans olması, kefil olması gereklidir.
aynı uygulama mason localarında da mevcuttur.
“ben mason olmak istiyorum..” deyip mason olamazsınız, bir masonun referansı ile ancak mason adayı olabilirsiniz.

 

şifreleme…gizlilik…
masonik organizasyonlardaki en önemli ayrıntılardan biri de gizlilik ve şifrelemedir.
masonlar adeta şifrelerle konuşur, anlaşır.

yapacaklarını hiçbir şekilde açık etmezler.

aynı gizlilik ve şifrelemeyi fetö organizasyonunda da görüyoruz.
örneğin son 15 temmuz darbe girişiminde, “darbecilerin cebinden çıkan okunmuş 1 dolarlık banknotlar…”
bu banknotlar, darbecilerin birbirini tanıması için bir şifreleme sistemi.

ne garip ki bu 1 dolar da masonik bir sembol.

 

yönetimi ele geçirme arzusu
masonluğun olmazsa olmazıdır.
bir bölgede faaliyete başlayan masonik grupların ilk hedefi o bölgedeki yönetimi ele geçirmektir.
bunun için devletin üst kademelerindeki her makamı ele geçirirler, ya da kendilerine yakın isimleri bu mevkilere getirmeye çalışırlar.
örnek: (bkz: p2 mason locası), (bkz: tapınak şovalyeleri)
masonlar bu hedefe ulaşabilmek için her yolu denerler.
para, suikast, zor kullanma, rüşvet, yolsuzluk vs.

aynı uygulamaları fetö de kullanır.
devleti ele geçirmek için senelerce bıkmadan usanmadan çalışırlar.
devletin tüm kademelerine yerleşmek için yapmayacakları yoktur.
rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma, sınav sorularını çalma vb…bunları hepimiz biliyoruz artık.

dünya genelinde muazzam organizasyon
masonlar dünya genelinde muazzam organize olmuştur.
dünyanın farklı yerlerinde farklı isimler altında olsalar da, amaç aynıdır.
örneğin; bilderberg, b’nai b’rith, cfr, skulls and bone society, thule gibi…

fetöcüler de masonların dünya çapındaki bu organizasyonuna benzer yapılanma içindedirler.
dünyanın farklı ülkelerinde farklı konseptlerde ama aynı amaç doğrultusunda hareket eden pek çok fetöcü dernek, kuruluş, örgüt vardır.
örneğin; gulen ınstitute(abd), turquoise harmony ınstitute(güney afrika), indialogue foundation(hindistan), intercultural dialogue platform(belçika), formosa ınstitute(tayvan), dunaj ınstytut dialogu(polonya) ve bunlar gibi onlarca kuruluş daha.

ayrıca fetöcü bu organizasyonun daha işlevsel olabilmesi için konfederasyon sistemleri de vardır.
yani belirli bir coğrafyada birkaç örgüt bir araya gelip bir çatı örgüte bağlanır ve bu çatı örgüt ile ortak hareket edilir.
örneğin amerika’daki, peace ıslands, rumi forum, pacifica ınstitute, ınstitute for ınterfaith dialogue, ıstanbul center ve niagara foundation gibi fetöcü kuruluşlar alliance for shared values adlı bir çatı örgütün altında birleşmiş durumdadırlar.

 

örgüt hiyerarşisi
bilindiği üzre masonlukta tam 33. derece vardır.
masonluğa girişte “çırak” olarak girersiniz, sonra sırasıyla “kalfa” ve “usta“lık mertebelerinden sonra gerçek masonluğa adım atar sırasıyla “ketum üstat“, “mükemmel üstat” ve “sır katibi” gibi derecelerle yükselirsiniz. bunlar gibi tam 33 derece vardır ve her bir derecenin farklı isimleri vardır.

gülen cemaatinde de hiyerarşi çok önemlidir.
fetö’ye bir “şakirt” olarak girersiniz, “talebe” olursunuz, “abilik ya da ablalığa” yükseldikten sonra “hoca” ve “imam” gibi mertebeler alırsınız.
imamlık mertebesi de kendi içinde bir hiyerarşik düzene tabidir.
semt imamı, kurum imamı, askeri imam gibi.
fetö’nün hiyerarşik yapısı tam olarak şu şekildedir;

lakin ilginçtir ki fethullah gülen bu hiyerarşik düzende “kainat imamı” gibi bir mertebeye sahip olup kendisini adeta tanrısallaştırmıştır.
masonlarda bu tip tanrısallaştırma yoktur.

özet olarak yukarıda belirttiğimiz tüm bu örnekler ışığında fetö’nün masonik organizasyonu kendine rol model aldığını, masonik usullerde dizayn edildiğini ve dolayısıyla mason örgütlerinin tesis etmek istediği “yeni dünya düzeni” amacına hizmet ettiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.