Skip to content

KIZILBAŞ VE KIZILBAŞLIK…

Ekim 21, 2012

rivayete göre hz peygamber’in de katıldığı bir savaşta, bir darbe ile hz peygamber’in dişi kırılır ve yere düşer. bunu gören hz ali, peygamber’in dişini alır ve kaybolmasın diye kendi başına çakar ve bu şekilde muhafaza eder. başına çaktığı diş sonrası hz ali’nin başı kanar ve tüm sarığı kırmızıya boyanır.
sadakallahülazim…

yazarlar, tarihçiler, anlatıcılar ve bir kısım bilim adamları ve büyük ölçüde de osmanlı’nın etkisiyle “kızılbaş” adı tamamen şeyh haydar‘ın türkmenlere giydirdiği söylenen 12 dilimli “tac-ı haydari” denilen kırmızı başlıkla ortaya çıktığı ve irani(iran menşeili) bir terim olarak kullanılır kızılbaş, ya da kızılbaşlık…

kızılbaş adının çıkış noktası, türkmenlerin, çok eski bir türk geleneğinin(altayik efsane ve mitler) devamı olarak “kızıl börk” giymelerine dayanır.
kızıl başlık giymek türklerin çok eski bir geleneği idi, yani safevi devletinin kuruluş sürecinde, şeyh haydar devrinde başlamış değildir. türkmenlerin milli geleneği olarak giydikleri kızıl börkten dolayı, siyasi olarak safevi yanlısı, itikadi olarak da şii anlamında kızılbaş olarak anılması 16. yüzyılın başlarından itibaren görülür…
kızıl tac kabul edildikten sonra iran’daki safevi şahlarına tabi olan bu zümreye sünniler tarafından kızılbaş denilmiş, aleyhlerinde bir çok ipe sapa gelmez isnadlar uydurulmuş ve karalanmaya çalışılmışlardır.

kızılbaş sözü, alevi olanların tamamını kapsamaz, yalnızca şii-alevi inançlı türklere mahsus bir terimdir.

kızılbaşlığın irani bir olgu olmasının dayanağı da esasen osmanlı kayıtlarıdır. ve osmanlı kayıtlarında kızılbaş olarak “isyancı, talancı, rafizi, zındık” tabirleri geçer. bu şekilde anadolu türkmenleri aşağılanır. osmanlı’nın devşirme tarihçileri türk ve türkmen adlarını da kızılbaşlığa mensup olduğundan dolayı “etrak-ı b’idrak” (akılsız-idraksız türk) gibi bir sıfatla anar.
oysa osmanlı’nın da, tüm türkmenlerin de dip kültüründe yatan bir gerçektir kızılbaşlık.

yani öyle çaldıran savaşı ile, salt safeviler ile sınırlı bir şey değil, binlerce yıldır var olan ve “türk mitolojisinin” temel taşlarından biri olan bir olgudur kızılbaşlık.
osman gazi‘nin başına taktığı başlıktır kızılbaş, oğuz kağan‘ın börküdür, alp er tunga‘nın tacıdır…

bugün ülkemizde kızılbaş denilince, biraz düzeyli çevrelerde şiilik, anadolu’nun alevi türkmenleri, zamanında safevi devletine bağlı olan taraftarlar ve onların şimdiki uzantıları anlaşılmakla birlikte, kimi zaman da yanılgı olarak iranlılar kastedilir.
bazı cahil çevrelerde ise bu bir itham şekline dönüşerek din dışı, sapkın, anasıyla bacısıyla cinsel ilişkide bulunan anlamında “mum söndürenler” ve benzeri ağır suçlamalara maruz kalacak anlamlarda kullanılır…

kızılbaş türkmenler türkiye’de çeşitli adlarla anılırlar.
aşağılayıcı sıfatlar yanında bunlar için genelde alevi ve kızılbaş adı kullanılmakla beraber, değişik yörelerde onlar için; türkmenyörüksıraçabdal,çepnitahtacı ve bektaşi adlarıyla da anılmaktadır.

türk devletinin kurucu unsuru, türklüğün her yönden taşıyıcıları olan türkmenlere, kötü anlamlar ihtiva ederek “kızılbaş” olarak yakıştırılan bu iftiranın kaynağı hep merak konusu olmuştur.
bu iftiranın kaynağı türk kültürü olamaz. türk kültürü kendi soyuna sopuna, ırkına bu aşağılık yakıştırmaları yaftalamayacak kadar asildir. bu yakıştırmalar, türk kültürüne yabancı ve türklüğü kabullenmek istemeyen “yabancı çevreler”in mozaik meraklılarının yakıştırmasıdır. asırlardır atılmakta olan bu iftiralar ne gariptir ki hiçbir örneğe, bilgi ve belgeye dayandırılamamıştır.

oysa bu alevi türkmenler, milli kimliklerine, türk gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlı, türk hayat tarzı yaşamaktadır.
türkler namuslarına büyük hassasiyet gösterirler.
kendi muhitlerinden olmayanlarla kız alıp vermekten kaçınırlar. türk kızları tarihin hiçbir devrinde sarayların, sultanların, padişahların zevk-sefa alemlerinde kullandıkları bir meta olmamış, bu saray ve çevrelerde türk obasından, türk çadırından çıkma türkmen kızları cariyeler görülmemiştir.
türk töresi bu tip cariyelik sistemine karşıdır. onun içindir ki selçuklu ve osmanlı sultanlarından sadece birkaçı türkmen anadan olmadır. türkmen kızı evinden obasından gelinliği ile, ancak evinin hatunu olmak için, ana olmak ve devlete ve millete hayırlı evlat yetiştirmek için çıkar…

işte bu yüzden bu saçma iftira sadece türk toplumuna değil, türk aile kurumuna atılmış bir iftira sayılmalıdır.
şu çok iyi bilinmektedir ki türk budununda kadın ve erkek eşittir, kadının yeri beyinin yanıdır. bu bey ister demirci olsun, ister çoban, isterse kağan türk kadını evinin, otağının, ocağının ve sarayının her zaman ecesidir.

böyle bir örf ve ananeye, böyle bir aile düzenine sahip bir toplum, bir yerde toplanarak mum söndürme ile birbirine, anasına, bacısına sapkın emeller tatbik edebilir mi? türk budunu, türkmen toplumu bunu yapabilir mi?

günümüzde alevi-türkmen soydaşlarımıza atılan bu iftira ve iftirayı atan çevreler kendilerinin çok iyi bir müslüman olduğu iddiasında olan çevrelerdir ne yazık ki. türkler, tarih boyunca kan düşmanlarından bile bu şekilde aşağılık bir iftira ve yaftalama görmemiştir.

bu tip şerefsiz ve iptidai ve bir o kadar da sapkın ilişkileri ortadoğu toplumlarında gözlemlemek mümkündür.

gerek arap, gerek iran toplumlarında bu tip ahlaksızlıklar pek çok yazılı bilgi ve belgeye dayandırılmakta, tarih boyunca örnekleri görülmektedir.

iran’da 5. yüzyıl sonlarında zerdüştlüğün bir kolu olan mazdekizm ortaya çıkar. bu mezhebin kurucusu mazdek adlı biridir ve bu devirde iran’da sasani saltanatı hüküm sürmektedir. işte bu sasani saltanatında da “kubad” yahut “kuvat” adı verilen bir hükümdar bulunur.
her şeyi mübah olarak sayan mazdek kral kuvat’ı da mezhebine sokar, kuvat henüz tahta oturmadan önce mazdek ile tanışır ve iktidar mücadelesi esnasında hapse düşer, hapiste iken kuvat’a muhafızlık eden zindancı kuvat’ı ziyarete gelen karısına aşık olur, kuvat’ta hapisten kurtulabilmek için zindancının karısı ile cinsel ilişkiye girmesine müsade eder. bu yolla zindandan kaçar ve daha sonra hakimiyeti ele alarak kral olur. mazdek ile birlikte mazdekizm öğretileri ile ülkeyi yönetmeye başlar, daha sonra kendi kız kardeşi ile evlenir, bu evliliği dünyanın dörtbir yanına elçiler göndererek duyurur, lakin halk bu duruma kızar ve tüm dünyaya küçük düşürüldüklerini anlar ve isyan çıkarır, kuvat iktidardan indirilir, mazdek kaçar…

işte bu tarihi gerçekte bahsi geçen kral kuvat’a istinaden bugün hala bu tip sapkınlıkları olan, aile kurumuna, türk töresine uygunsuz hareketler sergileyen kişilere “kavat” sıfatı reva görülür.

ve ne acıdır ki ortadoğu’nun bu tip ahlaksızlıkları da günümüzde yine bu müslüman çevrelerce sahiplenilir, benimsenilir…
selçuklu sultanlarında görülen key-kubat adları da aynı irani ada dayanır ne yazık ki…
iran kültürünün etkisine kendisini bu derece kaptıran bir sarayda ve onların uzantısı konumundaki osmanlı saraylarında irani etkiler ile bu tip sapkınlıkların üretilmesi-düşünülmesini de gayet normal karşılamak gerek…

islam öncesi iran’da meydana gelmiş olan kavat olayının ortaya çıkardığı olumsuzluklar mezhebi çekişme devrinde iranlı, yahut iran yanlısı gibi kabul edilen anadolu türkmenlerine yönlendirilmiş çirkin yakıştırmanın temellerinden biridir.

lakin türkmenler bütün menfi yakıştırmalara rağmen “kızılbaş” olmaktan gurur duymuşlar, kızılbaş sözünü bizzat kendilerini ifade etmek için kullanmışlar, devletlerini “devlet-i kızılbaş“, hükümdarlarını da “padişah-ı kızılbaş” olarak isimlendirmekte bir beis görmemişlerdir.

bu kızılbaşlıktan gurur duyma durumunu şah ismail(hatayi)nin şu mısralarında gözlemleyebiliriz;
“yüregi dağ olmayınca, bağru kanla l’al tek,
heç kimin haddi yokdur kızılbaş olmaga…”

türkmenler, kızılbaş adını, osmanlı’nın muaviyeci devşirme idarecilerinin ahlakdışı karalamaları neticesinde bırakmak zorunda kalmışlardır, bazı kesimleri bir süre “bektaşi” adıyla anılmış, lakin yeniçeri ocağının lağvedilmesi(1826) ile birlikte bektaşi adı da yasaklanmış, bundan sonra başlayan sürecin henüz tespit edilememiş bir safhasında ise bunlara “alevi” denilmiş, kendileri de bu ismi benimsemiş ve kullanmaya başlamışlardır.
oysa ki “alevi” sıfatı, hz ali soyundan gelenleri, yani yalnızca seyyidleri tanımlamak için kullanılmıştır. iran şii literatüründe de alevi denildiğinde hz ali’nin soyundan gelenlerin ifade edildiği anlaşılır.

kızılbaşlığın, kızıl börk’ün ortaya çıkışının ne safeviler ile ne de şiilikle bir alakası yoktur.
en az 5000 yıllık bir türk geleneği olup pek çok türk hakanı tarafından takılmış, kullanılmıştır.

kızıl börklü türk hakanlarından bazıları;
oğuz kağan,
alp er tunga,(iskit hakanı)
basaraba(kıpçak hakanı)
attila(hun türkleri’nin hakanı)
stefan şişman(bulgar hakanı)
kemenche(macar hakanı)
bayan han(avar hakanı)
böri şad(hazar kağanı)
tuvan kağan(hazar kağanı)
tapar han(kıpçak hakanı)
dobriç(kıpçak hakanı)
buga han(kıpçak hakanı)
baybars(kölemen hakanı)
abılay khan(kazak atamanı)
otman gazi(osmanlı hakanı)
süleyman şah(otman gazi’nin dedesi)
selçuk bey(selçuklu devleti’nin kurucusu)
emir timur,
issen buga(emir timur’un kumandanı)
uzun hasan(akkoyunlu hükümdarı)
toktamış han(altın ordu hükümdarı)
şah ismail(safevi şahı)
nadir şah
babür şah

kızıl börk giymiş türk hakanlarından en önemlileridir.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: