Skip to content

SAFEVİLER…

Ekim 28, 2012

Halkı Türk, idarecisi Türk, askeri Türk olan, lakin Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 devlet içinde kendine yer bulamayan Türk-Türkmen-Oğuz devletidir Safeviler…

Safevi sülalesi, dini-tasavvufi bir akımın, bir cemaatin şeyhleri olarak, şeyh safiyüddin ile ortaya çıkarlar ve geniş bir coğrafyada taraftar bulurlar. şeyh safiyüddin, müridi olduğu ve aynı zamanda da kayınpederi olan şeyh zahid gilani‘nin ölümünden sonra o’nun halefi olarak erdebil‘de şeyhlik makamına oturur.
Sufilik akidelerine dayanan tarikat bu dönemde horasan, azerbaycan, anadolu, suriye, ırak ve iran’da geniş kitleleri etkiler.

 (Şeyh Safiyüddin Türbesi-Erdebil)

Şeyh safiyüddin’in ölümünden sonra oğlu şeyh sadreddin, sonra torunu hoca ali ve ondan sonra da şeyh ibrahim zamanında erdebil dergahının müritleri daha da çoğalır, anadolu ve rumeli türkmenleri arasında öğretileri benimsenir. bu dergahın bu denli etkin olması bursa’daki osmanlı sarayına da ulaşır ve osmanlı devleti, erdebil dergahına her sene “cerağ akçesi” adı altında bağışlar göndermeye başlar. (cerağ akçesi, yavuz sultan selim dönemine kadar gönderilmiş, ondan sonra kesilmiştir.)

Büyük türk hakanı emir timur anadolu’dan dönüşünde erdebil’de şeyh hoca ali’yi ziyaret etmiş, şeyh timur’un üzerinde büyük etki bırakmış, hatta timur şeyhin isteği ile anadolu’dan esir ettiği 3000 türkmeni serbest bırakmış, erdebil arazisi ve havalisinin gelirlerini de erdebil dergahına vakfetmiştir.
(bu olay ile ilgili resmi evraklar 200 sene sonra şah abbas’ın ordusundaki askerler tarafından özbekistan’da bulunmuştur)

İşte Emir Timur’un Şeyh Hoca Ali’nin tavsiye ve isteği ile serbest bıraktığı bu Türkmenler Anadolu’nun dört bir yanında bu Erdebil Dergahının gönüllü propagandasını yapmışlar, Anadolu Türkmenleri, türk aşiret, boy ve oymakları kitleler halinde Erdebil’e varıp bu dergaha biat etmeye başlamışlardır.

şeyh cüneyd;
Safevilerin ilk şii şeyhidir. amcası Şeyh Cafer ile post mücadelesi vermiş, Anadolu Türkmenleri’nin desteği ile Erdebil postuna oturmuştur. Bu dönemden önce sünni-şafi olan erdebil dergahi, şii olan Anadolu Türkmenlerinin etkisi ve Şeyh Cüneyd’in de şiiliği seçmesi sebebiyle artık şii bir tarikata dönüşmüş olur. Şeyh Cüneyd’in Anadolu’ya gelişi ve buradaki Türkmenler ile etkileşiminden aşıkpaşazade tarihi‘nde detaylı olarak bahsedilir.
Buna göre Şeyh Cüneyd bir derviş heyetini sultan 2. Murad Han’a gönderir ve post sermek için hünkardan kurt beli‘ni ister. Sultan Murad hem gelen dervişlere hediyeler ve altın verir hem de Şeyh Cüneyd’e 200 duka altın göndererek; “bir tahtta iki padişah olmaz” diyerek Cüneyd’in bu teklifini nazikçe reddeder. bundan sonra Cüneyd, Osmanlı diyarını terk ederek Karaman’a gider.
şah ismail‘in dedesi olan Şeyh Cüneyd, Oğuz boyları arasında “oğul mu önce gelir, yoksa sahabeler mi?” diyerek propaganda yapmaya başlar. buradaki oğul kelimesi; Oğuz boyları, Oğuz Han’ın çocukları yani Türkmen aşiretleri, sahabe kelimesi ise; Osmanlı’nın devşirme sisteminden yetişen devlet görevlileridir. Şeyh Cüneyd bu propaganda ile Osmanlı’nın kendi köklerini terk ettiğini, devşirme sistemi ile kozmopolit bir yapıya kavuşup, bir Türk devleti olmaktan çıktığını vurgulamaktadır.
Cüneyd Karaman ülkesinden sonra teke eli‘ne gider, burada Varsak Türkmenleri arasında fikirlerini yayar daha sonra ise sırasıyla taş eli(İçel) ve daha sonra Halep üzerinden Memlük Ülkesine gider. Amanos dağlarında bir haçlı kalesine yerleşir, burayı tamir ederek kendine yönetim merkezi haline getirir. bu sayede hemen Anadolu’nun yanıbaşında Türkmen nüfusun çoğunlukta olduğu bu bölgede faaliyetlerine devam eder ve Urfa, Antep, Kilis, İçel, Antakya, Halep ve Humus Türkmen beyleri ile sürekli temaslarda bulunur.
(Aşikpaşazade tarihi’nde Simavna kadısı Şeyh Bedreddin’in de bu dönemde adamlarıyla birlikte gelerek Şeyh Cüneyd’e katıldığından bahsedilir)
Lakin burada din adamlarının Memluk sultanına şikayeti üzerine Şeyh Cüneyd burayı da terk etmek zorunda kalır ve Çepni Türkmenlerinin yoğun olduğu Samsun-Canik bölgesine hicret eder. burada zayıf durumdaki Pontus İmparatorluğunu yıkarak bunun yerine bir Türk devleti kurmak ister ve bu amaçla Trabzon’u kuşatır. Lakin Pontus Devleti antlaşma gereğince Fatih Sultan Mehmed’e bağlı ve onun koruması altında olduğu için, Fatih, Amasya valisi Hızır Paşa’yı Şeyh Cüneyd’in üzerine gönderir. bunun üzerine Şeyh Cüneyd Trabzon’u muhasaradan vaz geçer ve güney’e yönelerek Akkoyunlu topraklarına sığınır ve uzun hasan ile buluşur.
Uzun Hasan, Şeyh Cüneyd’i sevgi ve muhabbet ile karşılar ve ağırlar. Zira Karakoyunlular ile mücadele içerisinde olan Hasan, Türkmenlerin desteğini almak istemektedir ve Türkmenler de Şeyh Cüneyd’e muhabbet ile bağlıdır.
ayrıca Şeyh Cüneyd’in Erdebil Dergahı için post mücadelesi verdiği amcası Şeyh Cafer Karakoyunlular tarafından desteklenmektedir.
Böylece Şeyh Cüneyd- Akkoyunlu, Şeyh Cafer-Karakoyunlu ittifakı mücadelesi başlar.
Bu esnada Şeyh Cüneyd, Uzun Hasan’ın kız kardeşi hatice begim(Begüm) ile evlenir ve bu ittifak siyasi bir boyut kazanır.
Şeyh Cüneyd, Uzun Hasan’ın yanıda önemli bir Türkmen ordusu toplar, bunlara ganimet elde etmek için hristiyan Kafkas diyarına cihat düzenler. Lakin bu bölgede bulunan ve Şeyh Cafer’i destekleyen Şirvanşahlar, Cüneyd ve askerlerini arkadan vurur, iki ateş arasında kalan Şeyh Cüneyd geri çekilirken yolda girdiği çatışma sırasında öldürülür…

şeyh haydar;
Babası Şeyh Cüneyd öldüğünde henüz bebek olan Şeyh Haydar, Şeyh Cüneyd’e bağlı Türkmenler tarafından yeni şeyh ilan edilir. Haydar 9 yaşına kadar dayısı Uzun Hasan’ın yanında eğitim alır ve yetişir. Uzun Hasan Türkmenlerin de desteğiyle Karakoyunluları mağlup eder ve Erdebil’i alır, Şeyh Haydar’ı Erdebil postuna oturtur. lakin tepkilerden çekindiği için Şeyh Cafer’i kovmaz ve o’nu da Şeyh Haydar’a kayyum olarak atar. Şeyh Cafer’in ölümünden sonra ise artık Erdebil postunun tek sahibi olur. Bu arada Uzun Hasan’ın kızı halime begim ile evlenir. Bu evlilikten, sultan aliseyyid ibrahim ve ismailadlı 3 erkek çocuğu dünyaya gelir.
Haydar ve Erdebil’de çevresinde toplanan Türkmenler de Şeyh Cüneyd’in izinden giderek “Erdebil merkezli bir Türk devleti” kurmak için faaliyetlerde bulunurlar.
Lakin bu faaliyetler Akkoyunluların hoşuna gitmez. Şeyh Haydar ve beraberindeki Türkmenler Şeyh Cüneyd’in intikamını almak için Şirvanşahlar üzerine yürüdükleri sırada Akkoyunlu hükümdarı Yakup, Şirvanşahlar’a yardım eder, meydana gelen muharebede Şeyh Haydar göğsüne gelen bir ok darbesi ile vefat eder.
(Akkoyunlu hükümdarı Yakup hem Şirvanşahlar hükümdarı Ferruh Yesar’ın, hem de Şeyh Haydar’ın kayınbiraderidir. yani Şeyh Haydar ile Şirvanşah Ferruh Yesar düşman bacanaklardır.)

şah ismail;
Şeyh Haydar’ın ölümü sonrası o’na bağlı Türkmenlerin çoğu oğlu Sultan Ali’nin etrafında toplanır. Bu durumu tehlike olarak gören Akkoyunlu hükümdarı Yakup, yeğenleri ve kızkardeşi Halime Begim’i hapseder. Bu sırada Şah İsmail henüz yaşını dahi doldurmamıştır.
5 senelik esaretin ardından Yakup Bey’in yeğeni Rüstem, Akkoyunlu tahtını ele geçirir, bu sırada Rüstem, Yakup Bey’in oğlu Baysungur ile taht mücadelesi verir. Bu mücadelede Türkmenlerin desteğini alabilmek için de Şeyh Haydar’ın karısı ve çocuklarını serbest bırakır. Erdebil’e dönmelerine müsade eder.
Lakin yeniden Sultan Ali’nin etrafında büyük bir güç oluştuğunu görerek o’nun üzerine bir kuvvet gönderir, çıkan savaşta Şah İsmail’in abisi Sultan Ali öldürülür. Sultan Ali ölmeden önce Şah İsmail’i halefi olarak gösterir ve Türkmen beyleri Şah İsmail’in etrafında toplanmaya başlar. Akkoyunlular bunun üzerine Şah İsmail hakkında ölüm fermanı çıkarırlar. Lakin Şah İsmail’e bağlı Türkmenler çocuk yaştaki İsmail’i saklar ve Akkoyunlular’ın o’nu ele geçirmesine mani olurlar. Erdebil’in artık Şah İsmail için tehlike arz etmesi üzerine Türkmenler Şah İsmail’i de alarak Gilan’a gelir ve Hz Ali soyundankarkiye mirza ali‘nin yanına gelirler. Karkiye Mirza Ali, Şah İsmail ile özel olarak ilgilenir. O’nun eğitimi ile ilgilenir. İsmail Gilan’da iken dahi Türkmenler, Anadolu’dan o’nu ziyarete gelir.
Şah İsmail’in Gilan’da güç kazanmasının ardından Akkoyunlu Rüstem, İsmail’in üzerine yürümek ister, bunun hazırlıklarını yaptığı sırada ordugahında uğradığı bir suikast sonucu öldürülür ve Akkoyunlu tahtında bir kez daha taht kavgası başlar. Bu sırada 12 yaşına gelmiş olan İsmail tekrar Erdebil’e gitmek için Gilan’dan yola çıkar.
İsmail’in Gilan’dan Erdebil’e gidişi esnasında 7 Türkmen boyundan 7 Türkmen beyi ona refakat eder.
Şah İsmail yanında 1500 kişilik bir kuvvetle ve direniş görmeden Erdebil’e girer, büyük atası Şeyh Safiyüddin’in türbesini ziyaret eder. Lakin Türkmenlerin kuvveti hala bir Türk Devleti kuracak seviyede değildir. Bu sebeple Anadolu’ya geçme kararı alırlar ve Erzincan dolaylarına gelirler…

Şah İsmail ve yanındakiler Erzincan’a gelerek post sererler, Anadolu’nun dört bir yanına ulaklar çıkarılır ve Türkmenlerin, Şah İsmail’in sancağı altında toplanmaları için haber salınır.
Anadolu, Suriye, Irak, İran ve Azerbaycan’ın dört bir yanından gelen Oğuz Türkmenleri Şah İsmail’e bağlılıklarını bildirirler, Şah İsmail topladığı 20.000 kişilik kuvvetle Şirvanşahlar üzerine yürür, eniştesi Ferruh Yesar’ı mağlup ederek hem dedesinin, hem babasının intikamını alır ve bununla da kalmayarak artık Safevilerin bir devlet olduğunu tüm dünyaya duyurur…

Safevi Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan Türk boy ve oymakları;

1. rumlu;
Bu boy başlıca Sivas’ın koyulhisar (koylahisar) ve karahisar (şebin) kazaları ile yine Sivas’a bağlı diğer yöreler ve Tokat-Amasya bölgelerindeki köylü kızılbaşlar tarafından meydana getirilmişti. nur ali halifepirî beg ve div sultan bu teşekkülün en tanınmış beyleridir.
Div sultan’ın asıl adı div ali (beg)dir. kendisinin Tokat bölgesi halkından olduğu anlaşılıyor. görüldüğü gibi Div Sultan devletin kuruluşuna katılmıştı. Dirliği (tiyul) sad çukuru (erivan bölgesi) olup emirü’l-ümeralığa sadece şahsî kabiliyetleri sayesinde yükselmiştir.
Kendisinden başka yine Rumlu’dan badıncan sultan (patlıcan)(erdebil valisi), kazak sultansofiyan halife ve aygud bey‘i(Aykut) tanıyoruz.

2. ustacalu(ustaclu)
Bu boy aslında başlıca Sivas, Amaysa-Tokat bölgesinde yaşayan ve bazı oymakları Kırşehir’e kadar yayılan ulu yörük adlı büyük topluluğa mensup idi.
şeyh cüneyd ve şeyh haydar‘ın Anadolu’lu müridlerinin mühim bir kısmını Ustacalular teşkil ediyordu.
Oymağın adını, ustaca (usta gibi veya belki usta hacı) adlı bir şahıstan aldığından şüphe edilmez. 906 (1500) yılında erzincan‘da buyruğundaki iki yüz atlı ile şah ismail‘in katına gelen mirza beg oğlu muhammed beg, ustaca’nın neslinden idi. Bu muhammed beg, çaldıran‘da safevî ordusunun sol koluna kumanda eden meşhur ustacaoğlu (yahut ustacaluoğlu) Muhammed Han’dı.
Muhammed Han’ın bu tarihte kılıç han adlı bir oğlunu tanıyoruz. ustacalulardan Şah İsmail’in sofracı başısı diğer Muhammed Beğ’in 920 (1514) de çayan sultan lakabı ile emîrü’l-emüralığa getirildiğinden, 929’da (1523) ölümü üzerine mevkiinin oğlu bayezid sultan‘a verilmişti.
Yine ustacalu’dan korucubaşı saru pire‘nin çaldıran savaşı‘nda öldüğü görülmüştü. Bu tarihte Çayan Sultan’ın kardeşi köpek sultan (asıl adı Mustafa idi),karınca sultanmenteşe sultan (şeyhlü obası‘ndan korcubaşı suru pire‘nin kardeşi), bedir begkürd begkara han‘ın oğlu abdullah hankadı begsofu oğlu ahmed sultan (Kirman valisi), “kazuk” lakaplı hamza sultan,taceddin beg gibi emirler de bu boydan idiler.
ustacalu hızır ağa atını vermek suretiyle şah ismail’in savaş meydanından kaçmasını temin etmişti. bu suretle Ustacalular Şah İsmail devrinde devleti kuran oymakların başında gelmektedir.

3. tekelü(Tekeli-Teke İli)
Yukarıda bir kaç defa söylendiği gibi bunlar esas itibariyle teke ili veya sadece teke denilen Antalya bölgesi Türklerindenidiler. Aralarında hamideli(Isparta-Burdur bölgesi) ve menteşe ili (Muğla vilayeti)halkından kimseler de vardı.
Tekelüler devletin mühim bir rol oynadıktan başka 916(1510-1511) yılında şah kulu baba isyanı dolayısıyla 15.000 kişinin İran’a gelmesi ile çok daha fazla kuvvetlendiler. Devletin kuruluşunda rol oynayan ve mühürdarlık mevkiine getirilen tekelü mühürdar saru ali 912 (1506) yılında şamlu abdi beg ilekürd sarım üzerine gönderildi ise de başarı gösteremeyip yapılan çarpışmada öldürüldü.
Yine devletin kuruluşunda rol oynayan diğer bir Tekelü beyi de burun sultan olup bu tarihte Meşhed emiri idi.
Yukarıda adı geçen emirlerden başka tekelü yeğen sultançuha sultan(çuka ya da çaka), reis beg ile şerefeddin beg‘in de Şah Kulu tekelülerinden önce Şah İsmail’in hizmetinde bulunduklarını biliyoruz.
Hatta Şah Kulu Baba Tekelülerinin İran toprağına ayak bastıklarını öğrenen Şah İsmail bunların durumunu anlamak için Çuha Sultan’ı göndermişti. Fakat bu tarihte başlıca Burun Sultan, Çuha (çuka) Sultan, Karaca Sultan (Hamedan valisi), Ahi Sultan, Çirkin Hasan, Tekelilerin en başta gelen beğleri idiler. Bunların da Şah Kulu tekelülerinden önce İran’a gelmiş olmaları pek muhtemeldir.

Safevi Devleti’nin kurulmasında ve gelişmesinde rol oynayan oymaklara bakıldığında , genelde yaygın olan teze aykırı olarak devletin kuruluşunda esas rolü akkoyunlu ve karakoyunlu Türkmenleri’nin değil , orijinal ve yeni Anadolu’lu (rumlu) ve Suriyeli (şamlu) Alevi Türkmen topluluklarının oynadığı ortaya çıkmaktadır.
Devletin kuruluşunda rol oynayan büyük oymaklardan ilki Rumlu olup, Sivas’ın Koyulhisar (koylahisar) ve Karahisar (Şebinkarahisar – şimdi Giresun’a bağlı) yöreleri ile Tokat ve Amasya bölgelerinindeki köylü Kızılbaş Aleviler tarafından meydana getirilmiştir.

Ustacalu oymağı ise Sivas, Amasya, Tokat bölgesinde yaşayan ve bazı oymakları Kırşehir’e kadar yayılan ulu yörük topluluğuna ait bir oymaktı.

Adından da anlaşılacağı üzere Antalya bölgesi Türkmenlerinden oluşan Tekelü oymağı içinde Hamit-ili (Isparta, Burdur) ve Menteşe-ili (Muğla) Türkmenleri de yer alıyordu.

Bu üç Anadolulu oymaktan başka, devletin kuruluşunda görev alan bir diğer topluluk Suriye Türkmenlerinden oluşan şamlu oymağı‘ydı. Bu oymak yazın Sivas’ın güneyindeki uzun yayla’da, kışın Halep, Gaziantep arasında yaşayan ve Osmanlı döneminde halep türkmenleri denilen oymaklardan kopmuştu.
Devletin kuruluşunda önemli rol oynayan oymaklardan biri de Kahramanmaraş ve Boz Ok (Yozgat) bölgesini içine alan
dulkadir elinin bilhassa boz ok kesiminde yaşayan Türkmenlerden oluşan dulkadir oymağı‘ydı.
Bu oymak mensuplarının ayrılması ile zayıflayan dulkadiroğulları beyliği kolayca Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılmıştır.
Bütün bu oymaklar dışında kuruluşa katılan daha küçük topluluklar da şunlardır:

*Tarsus yöresi Varsakları(varsak türkmenleri),
*Orta ve Doğu Karadeniz Çepni’leri,(çepniler)
*arapgirlü türkmenleri,
*turgudlu türkmenleri(karamanoğlu türkmenlerinden),
*bozcalu türkmenleri(halep türkmeni),
*acirlü oymağı,
*hınıslu oymağı,
*çemişkezeklü oymağı,
*şadlu/şadıllı oymağı (türkmen)
*bayat türkmenleri,
*begdilli türkmenleri,
*eymür türkmenleri,
*kayıkızılkeçili türkmenleri,
*kınık türkmenleri,
*döger türkmenleri,
*yüregir türkmenleri,
*bayındır türkmenleri,
*salur türkmenleri,
*gündüzlü oymağı,
*musullu oymağı,
*bayburdlu oymağı,
*karadağlı oymağı,
*çapanlı oymağı,
*terekemeler,
*ispirlü oymağı,
*tokaçlu oymağı,
*irmidörtlü oymağı

Devletin kuruluş ve örgütlenmesinin esasını oluşturan bu oymaklardan başka, daha sonra Safevi siyasal örgütlenmesine katılan Ak koyunlu ve Kara koyunlu boyları da olmuştur. ancak bunların çoğu Kızılbaşlığı kabul ettikleri halde önemli statüler elde edememişlerdir.
Bunlardan kaçarlar 15. yüzyıl sonlarında Bozok’tan Gence’ye göç etmiş bir Akkoyunlu boyudur.
Bir diğeri, karamanlu oymağı, Karakoyunlu ulusundan olup karabağ‘da yerleşmişti. Devletin kuruluşunda rol almayıp, sonradan dahil olan boylardan en önemli rol oynayan Türkmen boyudur. Bu boy Akkoyunlu bakıyelerinden olup, Akkoyunluların, Musullu ve Pürnek (purnak) boylarına Safeviler, komple Türkmen demişlerdi.
Son olarak, İran’da yerleşmiş olan afşarlar da kuruluştan sonra önemli sayılan statüler aldılar…

Görüldüğü üzre yöneticisinden komutanına, askerinden ahalisine kadar soyu, sopu Türk olan Safeviler ne yazık ki salt Şii olduklarından ötürü Türk tarihindeki haklı yerlerini edinememekte, hatta yok sayılmaktadırlar.

Öyle ki geniş bir coğrafyaya yayılmış ve etki alanı altına almış olan bu devlet öz be öz bir Türk Hakanlığı olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı Forsunu meydana getiren 16 yıldızdan biri olmaya dahi layık görülmemekte.

Cumhurbaşkanlığı Forsunda,
Farslaşmış, Fars-İran-Arap kültürünün ve dillerinin Türk Kültüründen daha çok yer aldığı büyük selçuklu yer alırken, halkı Hindu olan babürler yer alırken, Türklere “etrak-i b’idrak” diyen Osmanlı yer alırken, halkı Türk, ordusu Türk, töresi Türk Safevilerin yer almayışı bir tarih katliamıdır…

Türk devletlerini bir potada eritirken dikkat edilmesi en önemli husus dil birliğidir.
Devlette Türkçe önemli rol oynamalıdır. İran selçuklularında ve hatta Anadolu Selçuklularında Türkçe herhangi bir belgeye rastlanmaz. Yine bir Türkmen devleti olan Karakoyunlularda da durum farklı değildir. Özbek hanlarının Osmanlı’ya yazdığı, Osmanlı’nın Özbek hanlarına yazdığı Türkçe tek bir mektup dahi yoktur.

Buna rağmen Safevilerde ise resmi yazışmalarda Türkçe resmi dildir. Safevi sarayının Türk kenti Tebriz’den, Fars kenti İsfahan’a taşınmasından sonra dahi resmi dili Türkçedir.

Bugün Türklüğünü Avrupa’lı bilim çevrelerinin dahi kabul ettiği Safeviler ne yazık ki Türkiye’deki ders kitaplarında “salt yönetim kademesi türk” olarak görülen “irani” bir devlet olarak okutulmakta ise bu ayıbın yegane sahibi “türk islam sentezi” adı verilen saçmalık ve o’nun hizmet ettiği  “hint avrupa odaklı tarihçilik” anlayışıdır.

Dosya:Safavid Empire 1501 1722 AD.png

28/10/2012

V.E-BURSA…

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: