Skip to content

HOMEROS-TRUVA ve TÜRK DESTANLARI ÜZERİNE…

Nisan 8, 2012

Tanrı uzun ömür bahşetsin, bir tarih hocam vardı, tarihi diğerlerinden farklı yorumlayan, farklı anlatan.bir gün Kavimler göçü‘nü işlerken “Avrupa’nın piç” olduğundan bahsetti…”

Evet, o’na göre Avrupa’yı oluşturan medeniyetler birbirleriyle karışmış ve “piç” bir medeniyet ortaya çıkmıştı, bunun da sebebi kavimler göçü ile Avrupa’nın demografik yapısını değiştiren türklerdi…
haksız değildi.
Türklerin ittiği Cermenler, Franklar, Vizigot, Ostrogotlar, Vandallar önlerindeki diğer avrupa kavimlerini itmiş, Gauller(keltler), Daklar, Angllar, Saksonlar ile karışarak bu günkü Avrupa’nın demografik yapısını meydana getirmişlerdi.
</p><p>4 ve 6. yüzyıla kadar Kavimler Göçü
Lakin eski bir kıta için bu tarih çok yeniydi.
Sanayi devrimini gerçekleştirip dünyanın ücra köşelerine demkrasi götürmeye(!) başlayan Avrupa’nın ataları bu piç barbarlar değil, daha medeni ve uygar toplumlar olmalıydı.
işte bu noktada batı dünyası Eski Yunan’ı sahiplenmeye başladı. önce Eski Yunan, sonra Büyük iskender, sonra da Etrüsklerden türemiş Romalılar Avrupa’nın, daha doğrusu medeniyetin beşiği-atası kabul edildiler.
lakin bu uygarlıkların da kökenleri, dip kültürleri vardı.

Roma’nın ataları olan Etrüskleri Truva’lı yaptılar(ki doğrudur), Truva’yı da Homeros’a dayanarak Yunanlaştırdılar ve böylece medeniyetin, uygarlığın beşiği olan Minos-Girit uygarlığını da Doğu’lu olmaktan çıkarıp, Batı’lı hale getirdiler.
işlem tamamlanmıştı.

Truva bir Yunan medeniyet çatışması halini almış, Anadolu ve tüm Ege bir Grek yurdu olmuştu.
her ne kadar geçen yıllar içerisinde elde edilen tarihi bulgular bunu yüzlerce defa yalanlasa da avrupa “Helenizm”i çok beğenerek sahiplenmişti.

(truva-günümüz)

Peki bir ortak kültür, bir ortak tarih yaratılır da, bu tarihe ait efsaneler es geçilebilir miydi?
asla.
Burada da Homeros devreye girer ve ondan alıntılar yapılarak bir Yunan tarihi yazılmaya başlanır.

Heredot’a göre Homeros; Hesidos ile Homeros Yunan tanrıların soylarını kurup onların ad ve ek adlarını takarlar, tanrıların yetkilerini, iş bölümlerini belirlerler…

(Homeros büstü-Napoli)
Homeros kimdir:
ilyada ve Odessa’nın yaratıcısı Homeros, Anadolu’lu bir ozandır. Memleketi izmir’dir(smyrna)…batı önceleri Homeros’u Truva Savaşı sırasında mö13.yy yaşadığını kabul etmiş, sonra mö 11 lere kadar gerilemiş olsa da Homeros’un yaşadığı zaman dilimi mö 9. yy’dır. bu tarih Heredot tarafından da kabul edilen tarihtir.
Bazı batılı tarihçiler ise Homeros’un mö6. yy’da yaşadığını kabul eder, bu zaman dilimini kabul etmek istemelerinin sebebi o’nu Helen çağı’na yerleştirip, Hint Avrupa Odaklı tarih tezlerini kuvvetlendirmektir.
Yunan tanrılarını yaratan Hesidos ve Homeros, Heredot’tan 400 sene evvel yaşadıkları heredot tarafından yazılmıştır. yine Heredot ile çağdaş olan bir vakanüvis ise Homeros için “izmir’li Mayion’un oğlu” ifadesini kullanmıştır.
Son Truva kazılarını yürüten Manfred Korfmann‘ın bulguları sonrası ise Homeros’un mö 8. yy’da yaşadığı ortaya çıkmış ve mecburi bir şekilde kabul görmüştür.

ilyada;

Gelelim ilyada’ya.
Mö 1200’lerde Anadolu’da aşk uğruna(!) gerçekleşen savaşın anlatıldığı bu önemli eserde Homeros savaşın son 51 gününü, bu 51 günün de sadece 7 gününü ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.
oysa, Truva savaşı 10 sene sürmüştür ve ilyada’da anlatılan sadece küçük bir bölümüdür. üstelik savaşın başlangıcına, sonuçlarına, Truva’nın yıkılışına ilyada’da değinilmemiştir. Homeros’un ilyada’sı Truva’lı Hektor’un cenaze töreni ile sona erer…
Savaşın daha sonraki safhası, bitişi, neticeleri ise Roma’lı Vergilius tarafından anlatılır.

Homeros’un bir diğer ünlü eseri olan Odessa ise ilyada’yı tamamlar niteliktedir. Truva savaşı sonrası yurdu olan itheka adasına döneye çalışan Odysseus’un maceralarını betimler…
Peki Homeros yaşadığı çağdan 400-500 sene evvel gerçekleşen bir olayı nasıl yazmış, nasıl detaylandırmıştı?
ya da böyle bir savaş yaşanmış mıydı?
yukarıda da bahsettiğimiz üzre Truva kazıları neticesinde Homeros’un anlattıklarının gerçekten yaşanmış olduğu ortaya çıkarılmıştır, lakin aradan geçen bu uzun süreçte Homeros’un bu kadar detay sahibi olması nasıl olmuştur?
bu hususta da doğu’dan etkiler gözlemlenmektedir.

Örneğin Halikarnas Balıkçısı’na göre Homeros Sümerlerden etkilenmiş, Sümer mitolojisini referans alarak bir ilyada ve Yunan mitolojisi ortaya çıkarmıştır.
yine bir öntürk uzmanı olan Nurihan Fettah‘da yaptığı çalışmalar ile Halikarnas Balıkçısı’nın bu tezini destekler.
Nurihan Fettah‘a göre Homeros’u da Sümerler’i de etkileyen Proto Türklerdir.

Homeros’un yaşadığı bölge olan iyonya’nın Batı’dan ziyade Doğu ile(sümer, hitit, babil, asur, mısır)daha sıkı ilişkileri vardı. iyonya tüm bu ülkelerin batı’ya giden ticaret noktalarının en uç noktasıydı. bu yüzden iyonya ile doğu kültürleri arasındaki etkileşim kaçınılmazdır.

Bu bağlamda mö 3000’lerde yaratılan Gılgamış destanı incelendiğinde Homeros’un anlatımlarında öykündüğü kaynaklardan birinin Sümer destanı olan Gılgamış olduğu su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sümer dininden esinlenen Homeros, tıpkı Sümerler gibi dağların doruklarında yaşayan tanrılar yaratmıştı.
Sümerler Mezopotamya’ya yerleşmeden önce Gök tanrılara tapıyorlardı, yeryüzünün göğe en yakın yerleri de dağ tepeleri olduğundan Gök tanrıların ikametgahları olarak yüksek tepeler kabul edilmekteydi(Altay-Tanrı dağları gibi). lakin Sümer ülkesinde dağ ve tepe olmadığı için Sümerler ve ardılları yapay dağlar bina ettiler. (bkz: ziggurat)bu yapay dağların da doğal bir tabiat varlığı olması için bu yapıları ağaçlandırdılar, bitkiler yerleştirdiler.
(bkz: babil in asma bahçeleri)Tanrıları ise en üst kata yerleştirdiler.
işte bu yüksek zigguratlarda yaşayan tanrıları Homeros Olimpos dağı‘na yerleştirdi…(Halikarnas Balıkçısı)

babil in asma bahçeleri

ilyada ve Odessa’nın gılgamış ile benzerlikleri;

-Gılgamış’ın annesi Ninsun ile Aşil’in annesi Thetis’in benzerlikleri(dua edişleri), yine Gılgamış’ın annesi yarı tanrı babası ölümlü iken, Aşil’de de durum aynıdır. Gılgamış’ın annesi tanrı’ya yalvarmak için ziggurat’ın tepesine çıkarken, Aşil’in annesi yalvarmak için Olimpos’a çıkmıştır.

-Sümer bira tanrıçası Siduri Homeros tarafından Circe‘ye dönüştürülmüştür.

-Sümer tanrıçası iştar, Odessa’da Kirke’ye dönüşmüştür.

-Gılgamış, Siduri’den ayrılmış, Odysseus ise Kirke’den ayrılmıştır.

-Gılgamış memleketi Utnapiştim’e varmak için maceralar yaşar, Odysseus ise memleketi ithake’ye varmak için bir sürü maceraya girişir.

-Gılgamış’ın seyahatinde başına gelenler ile Odysseus’un başına gelenler benzerlikler taşır.

-Odysseus’un kimsenin geremediği yayı “m” şeklindedir, oysa eski Yunanda “m” şeklinde yay yoktur, m şeklinde yay Anadolu’da, Karadeniz’in kuzeyinde, Orta asya’da ve Sümerler’de vardır.


———————————————–

Truva’nın adı Hitit metinlerinde “Wiluşa” olarak geçmektedir.
ve yine hitit tabletlerinde Wiluşa ile Hititlerin ittifaklarından bahseder, bu tabletler Truva ve Hitit’in ortak dili olan Luvice yazılmıştır ki Luvi dili Hint avrupa kökenli değil, Ural-Altay kökenli bir dildir.
işte yine bu Wiluşa belgelerinde Truva savaşı’nın detaylarından bahseder, Homeros’un yararlandığı önemli kaynaklardan biri de Hititler’in bu wiluşa belgeleridir.

Şimdi burada bir es verelim ve elimizdekilere bakalım.

1)Homeros Yunan değil Anadolu’ludur.
2)Homeros Truva savaşı’nı anlattığı ilyada’sında Hititlerden ve diğer doğu halklarından etkilenmiştir.
3)Homeros Odessa’da Sümer’li Gılgamış’ı itheka’lı Odysseus’a uyarlamıştır.
4)Homeros Yunan mitolojisi ve kahramanlarını yaratırken Sümerler’den ve onların gök tanrı dininden etkilenmiştir.

buraya kadar tamam.
lakin eksik olan bir nokta var.
Truva’lılar, hititler, daha öncesi Sümerler, Luvi dili…
peki bu kaynakların ortak beslendikleri nokta neresi?

işte bu soruyu, Homeros’un ilyada-Odessa destanlarını Orta asya destanları ile karşılaştıran Nurihan Fettah veriyor.
Fettah’a göre Homeros eserlerinde Ön Türk destanlarından etkilenmiş ve bu destanları uyarlamıştır.

bu benzerliklere göz atacak olursak;

-Odessa’daki Salmoneus, Kıpçak-Tatarlar’da Sarmanyev’dir, bu da Tatarlarda ve günümüz Türklerinde Selman, ya da Salman olarak tanınır.

-Salmoneus’un kızı Tyre, Tatar Türklerindeki “Tire”dir.

-Kreteus, Kıpçak destanlarındaki Garife, Aison ise yine Kıpçaklardaki Esen’e benzeşmektedir.

-Odessa’daki kötü kral Ekhetos, Tatarlarda kötülüğün timsali olan “Ehet” tir.

-Odessa’nın Helike’si Kıpçak’ların ve Altay Türkleri’nin at binicisi “Gölükey”dir.

bu ve bu gibi örnekler şunu göstermektedir ki Homeros’un Odessa’sı Kıpçak Türkleri’nin “Alpamış destanı” ile birebir benzerlikler taşımaktadır.

alıntı
J.M. Jirmunsky, Alpamış-Odessa benzerliğini şöyle ifade etmiştir, “Odessa ile Alpamış’ın özellikle Kongrat versiyonu arasındaki yakınlık o kadar dikkat çekicidir ki motiflerinin birbirleriyle örtüşmesinin basit bir tesadüf olduğunu söylemek oldukça zor görünüyor. Odessa ve Alpamış, eski bir masal konusunun ana hatlarıyla doğu varyantı görünümünde…”(Sinan Meydan-Son Truvalılar)
alıntı

söz konusu Alpamış destanı için;
(bkz: alpamış destanı)

Alpamış destanı ile Odysseus arasında en önemli benzerlik ise daha önce de bahsettiğimiz “m” şeklinde yaydır.
bu yay efsaneye göre Tanrıların kahramanlara bir armağanıdır ve yayın insanüstü özellikleri bulunmaktadır.

yine Odessa’daki Odysseus ve adamları’nın tepegöz’ün adasına düşme hikayesi de yine bir Türk destanı olan “Şüreli” deki yiğidin tepegöz dev ile olan kıyasıya mücadelesinden öykünülmüştür.

Homeros ve Kıpçak Türkleri her ne kadar birbirlerinden fersah fersah uzak olsalar da öntürklere ait bu mitlerin aynı dil ailesinden dilleri konuştukları Hititler, Truvalılar, Sümerler vasıtasıyla Homeros’a kadar ulaşması gayet mümkündür.

Sonuç olarak karşılaştırdığımız bulguları daha da kapsamlı hale getirip bunu sayfalar dolusu kitap haline getirmek gayet mümkündür.

“Piç”(!) Avrupa Medeniyeti’nin öykündüğü Yunan Medeniyeti’nin yaratıcısı Homeros’un silsile yoluyla;
Ön Türkler—>Sümerler—>Hititler—>Truvalılar dan etkilendiği aşikardır.

Hint Avrupa odaklı tarihçilik anlayışı halen medeniyetin dip kültürü’nün ve yazmak istedikleri yanlı ve yanlış tarihin asıl dayanağının Türk kültürü olduğunu hem reddedip, hem de kendilerine ata kabul ettikleri Romalıların ataları olan Etrüskler‘in yazıtlarının sadece Ön Türk okuyucuları tarafından çözülebildiği düşünüldüğünde, içinde bulundukları gaflet ve delalet kendileri için bir utanç olduğu gibi, bizler için seyredilmesi komik bir saçmalıktır ve tarih katliamıdır.

Tarih Türklerde Başlar…
Bunu elbet kabul eden pek çok batılı tarihçi ve bilim adamı olduğu kadar, hala kabul etmeyen hatırı sayılır bir kesim vardır.
Onlara bunu kabul ettirmenin yegane yolu ise Türk milleti’nin dirlik ve birlik içerisinde olmasıdır.
nitekim Türk milleti birlik olduğu zaman imkansız olan Konstantiniyye’yi feth ettiğinde Fatih; “Truva’nın öcünü aldık” demiş, yine Türk milleti’nin birlik olduğu zaman kazandığı Dumlupınar zaferi sonrası, fatih’ten 450 sene sonra Atatürk “Truva’nın intikamının alındığına” dikkat çekmiştir.

işte Avrupa’nın korktuğu budur.
Türk Milleti’nin tarihini bilmesi ve ona sahip çıkması.

 

(08.04.2012 V.E/BURSA)

4 Yorum
  1. canakkalehotel permalink

    teşekkürler

  2. Bekir permalink

    Çok güzel büyük iştahla okudum elinize emeğinize sağlık.

Trackbacks & Pingbacks

  1. TARİH TÜRKLERDE BAŞLAR…
  2. ALPAMIŞ DESTANI… « TARİH TÜRKLERDE BAŞLAR…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: