Skip to content

ZAFER YOLU…

30 Ağustos Zaferimizin parçalarından biri olan “zafer yolu” bizim tarihimizin dönüm noktalarından biridir.
Zafer yolu, büyük taarruza hazırlanan kahraman ordumuzun, düşman kuvvetlerinin bulunduğuafyon müstahkem mevkii‘ni tek hamlede parçalamak adına kocatepe civarına yaptığı yığınağın tanımlamasıdır.
başlı başına bir kahramanlık destanıdır zafer yolu…

Görsel 1: Kocatepe Zafer yolu.

Görsel-2: Kocatepe Zafer Yolu 2

tarihler 17 ağustos 1922’yi gösterdiğinde mustafa kemal, ankara’dan gizlice ayrılıyor, önce konya’ya, sonra da akşehir’e geçerek kurmaylarına resmen büyük taarruz’u tebliğ ediyordu.
26 ağustos günü sabaha karşı türk ordusu bütün kuvvetleri ile kocatepe’den afyon’a doğru saldırıya geçecek ve ivedilikle netice alınacaktı.
20 ağustos sabahı ise ankara gazeteleri mustafa kemal’in çankaya köşkünde bir davet vereceğini yazıyordu.
—————-
kısa not: bakınız o dönemin milli mücadele ruhunu çok güzel yansıtan bir hamledir bu. ankara medyası tamamen milli mücadele ruhu ile büyük taarruz harekat planının bir parçası oluyor. milli çıkarlara uygun bir şekilde hareket ederek büyük taarruz hazırlıklarına zaman kazandırıyor ve düşman istihbaratı yanıltılıyor. günümüz medyasına ve bunların davranışlarına baktığımızda bu olağanüstü ve alkışlanası bir vatanperverlik örneğidir.
—————

evet, bütün dünya böylece mustafa kemal‘in ankara’da vereceği davete hazırlık yaptığını, ankara’da olduğunu düşünürken, mustafa kemal zaman kazanıyor ve kurmayları ile görüşüp, türk ordusunu denetleme fırsatı buluyordu.

bu öyle bir orduydu ki, 4 gün boyunca 100 kilometreden ziyade bir mesafeyi sadece geceleri yürüyerek katetmiş ve afyon’un güneyinde konuşlanmıştı.
tam 4 kolordu asker, 100.000 asker, binlerce at, yüzlerce top arabası…
gündüzleri gölgeliklerde dinleniyor, sonra gece boyu hiç durmadan yürüyordu.
zafere doğru, zafer yolundan yürüyorlardı.

20 ağustos’ta ordu’nun yürüyüşü bitmiş, 20 ağustos’u 21 ağustos’a bağlayan gece hava karardığında ordusuna erzak ve mühimmat taşıyan bir milletin yürüyüşü başlamıştı.

türklerin tek bir kurşunu vardı. ve o tek kurşunu da bu büyük taarruz‘da harcayacaklardı.
büyük taarruzun planı o güne değin görülmemiş bir risk içeren, askeri literatürde “deli saçması” olarak tanımlanacak bir plandı.
dünya savaş tarihinde daha önce hiç böyle bir imha taarruzu yapılmamıştı ve yapılmayacaktı.
ama türk milleti buna mecburdu.
ani baskın, ivedilikle sonuca gitmek lazımdı.

Görsel-3: Başkomutanlık Meydan Muharebesi Planı.

e zafer yolunda sevkiyat başlamıştı.
şuhut yönünden kocatepe’ye ve afyon’u çevreleyen tüm müstahkem mevkilere büyük bir sevkiyat yapılıyordu.

sevkiyatı yapanlar kimlerdi?

köylüler, halk, asker, subay herkes.
hatta anadolu’nun türlü hayvanatı…öküzler, beygirler, katırlar, eşekler, köpekler bile bu kutlu zafere sebep olacak sevkiyatı birlikte yapıyorlardı.

şuhut dağlarından afyon tepelerine.
kiminin ayağı çıplak, kiminin kolu kırık.
kimi ateşli, kimi gebe, kiminin kucağında çocuğu…

halk ve asker birlikte.
bomba taşıyordu, mermi taşıyordu, top arabası itiyordu.

hepsi de imanlıydı amma.
birinin bile kazanılacak zaferden şüphesi yoktu.
çünkü onların hepsi aynı amaç doğrultusunda ilerliyordu.
kadını, erkeği, çocuğu, genci, yaşlısı…
hep birlikte onlarca kilometre yol katetti.
bir yudum suyunu, bir parça ekmeğini kahraman mehmetçik ile pay etti.

kurtarılacak bir vatan vardı o dağların arkasında.

ve binlerce asker, binlerce insan yürüdü durdu zafere, zafer yolu’ndan.
afyon’a taarruz edecek bir ordu sevkedildi elbirliğiyle zafer yolu’ndan.

anlamamıştı düşman,
bu asil sevkiyattan, zafer yolundan yapılan bu asil ve kutlu yürüyüşten haberdar olmamıştı.
bırak yunan’ı, ingiliz’i de, fransız’ı da şaşkındı.

haberleri olmamıştı.
ta ki 26 ağustos sabahı türk topçusu en müstahkem mevzilerini dövene kadar.
nereden gelmişti bunlar?
kimlerdi?
nasıl bir güç bir gecede onları tam da tepelerine bindirmişti…

işte o zaferi birlikte yürüyen halk ve asker beraber kazandı 30 ağustos’ta.
kocatepe’den dövülen her bir düşman mevzisinde halk ile askerin ortak çalışması, fedakarlıkları vardı.

halk ve asker birlikte kazanmıştı zaferi…

işte zafer yolu, bu kutlu zaferimizin en önemli kilometre taşlarından biridir.
şuhut’un ayazlı dağlarında yazılan bir kahramanlık destanıdır zafer yolu.

Görsel-4: Şuhut, Zafer Yolu takı.

 

Görsel-5: Şuhut-Kocatepe Zafer Yolu Haritası.

 

EK: ZAFER YOLU BELGESELİ/NTV.

Osmanlı’da bir Paralel Devlet Yapılanması: NAKİB-ÜL EŞRAF…

Osmanlı’da paralel devlet, paralel yapı var mıydı?
Evet vardı.

nakib-ül eşraf, bir nev’i osmanlı paralel devlet yapılanmasıydı.

Kelime anlamı olarak “ali evladı müfettişi” anlamına gelen nakib-ül eşraf, yıldırım bayezid zamanında kurulmuştur.
Peygamber sülalesinden gelenlerin (seyyid) kaydını tutma amaçlı bu kurum bir devlet yapılanması gibi örgütlenmiştir.
Sonraki yıllarda ise bir nevi devlet içinde devlet haline gelmiş, hatta bazı durumlarda devlet otoritesinin de üzerine çıkmıştır.

Kurumun başında bir sadrazam nakip bulunmakta, vilayetlerde Nakib-ül eşraf ve bunların olmadığı yerlerde de Nakib ül Eşraf Kaymakamları görev yapmaktadır, Seyyid soyundan gelenler için aktarılan para ve savaş ganimetlerini toplanmış, seyyidlerin dava ve diğer sorunlarıyla alakadar olunmuştur.

Osmanlı’da ne suç işlerlerse işlesinler seyyidleri katiyen kadılar yargılayamazlar, nakib-ül eşraflar yargılarlardı.
Bu da bu kurumun “devlet içinde devlet” olduğunun en önemli delilidir.

Yıllar içinde yozlaşan bu kurum gayri resmi de olsa halen devam etmekte midir?
Bilmiyoruz, ama Osmanlı’da elinde seyyidlik belgesi olanların çok ballı olduğu, vergiden ve askerlikten muaf oldukları işte bu nakib ül eşraflar sayesinde kayıt altına alınmaktaydı.

Hatta bu yetkiyi elinde bulunduranlar seyyid’lik ile alakası olmayan kimseler için bile seyyidlik belgesi düzenlemişler, bu kişilerin bu imkanlardan faydalanmasını sağlamışlardır.

Artık seyyid belgesinin kimlere kaça satıldığını, bu işlerden kimin ne kadar çıkar elde ettiğini de dönemin mesullerine sormak gerek.

DÜNYADA FETÖCÜ YAPILANMA DERNEK ve KURULUŞLARI…

Evet sevgili okur, burası bir tarih sitesi, lakin 15 Temmuz 2016’da atlatmış olduğumuz FETÖCÜ DARBE GİRİŞİMİ sonrası bu terör örgütünün yapılanmasına dair birkaç satır yazmak istedim.

(BKZ: FETÖ MASONİK BİR ORGANİZASYONDUR) Yazımızda bu örgütün yapısının mason örgütlerine benzediğine değinmiştik. İşte şimdi böyle bir yapılanmanın kolları ve dallarını inceleyeceğiz.

Ülkemizi bir kanser gibi sarmış olan fetöcü organizasyonun, dünyayı da ne denli sardığı, kim ve kimlerle ve ne amaçlarla ilişkiler içerisinde olduğunu gösteren çalışma.

Türkiye Cumhuriyeti Devletini bu konuda daha önce defaatle uyarmıştık.

Bu terör örgütü lideri yurtdışında büyük saygı görüyor ve bunu Türkiye üzerinde bir proje olarak gördükleri için destekliyorlar, adını yüceltiyorlar.

Bakınız muhterem müminler.
fethullah’ı bize asla iade etmezler, etmeyecekler.

Kendileri için çalışan birini neden iade etsinler ki bize?
Neden göz göre göre kaybetsinler?

Yıllar önce yazdık, ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bundan hala haberi yok belli ki.

Fethullah Gülen adına yurtdışında sempozyumlar düzenleniyor, bröveler dağıtılıyor.
Hatta ve hatta bazı üniversitelerde “fethullah gülen kürsüleri” açılıyor ve faaliyetlerini sürdürüyor.

İşte bunlardan bazı örnekler.

üniversite kürsüleri;

1-)leuven üniversitesi fethullah gülen kürsüsü;


Tam ve orijinal adı: “Fethullah Gülen Voorzitter Academie Van de Katholieke Universiteit Leuven”dir.
Bu üniversite, Belçika’nın Leuven şehrinde bulunan üniversitedir. Eğitim dili genellikle Flamanca olup, bazı programlarında İngilizce eğitim verilmektedir.
https://tr.wikipedia.org/…katolik_%c3%9cniversitesi

Fethullah Gülen bu üniversiteye düzenli olarak bağışlar yapmaktadır.
En son bağışı da 15 Temmuz darbe girişiminden hemen evvel yaptığı iddia ediliyor;
kaynak link.

İddiaya göre Gülen 8 temmuz 2016’da Leuven Üniversitesine 1 milyon Euro bağış yapmış.
Üniversite “Gülen Kürsüsü” anlaşmasını 2016’nın henüz başında yenilemiştir.

2-)avustralya katolik üniversitesi f gülen kürsüsü;
Tam ve orijinal adı: “Fethullah Gulen Chair of Australian Catholic University”dir.
Kısa adı “acu” olan avustralya devlet üniversitesinde bulunan Fetöcü organizasyondur.
https://en.wikipedia.org/wiki/Australian_Catholic_University

Bu üniversitedeki Fethullah Gülen kürsüsü Kasım 2007’den beri faaliyetlerini sürdürmektedir.
http://www.acu.edu.au/about_acu/faculties,_institutes_and_centres/centres/inter-religious_dialogue/fethullah_gulen_chair

şurada da bir videosu var.

Şurada da Acu’daki Gülen Kürsüsünün konferans listesi var;
http://gulenconferences.com/australian-catholic-universitymelbourne/

3-)deakin üniversitesi fethullah gülen kürsüsü;
Avustralya’nın Melbourne kentindeki Deakin Üniversitesinde 2015 yılında faaliyete başlayan kürsüdür.

Avustralya’da Fetö’nün Katolik faaliyetleri son derece hızlı olmalı ki, acu bünyesinde kurulan kürsü yeterli gelmemiş olacak ki, ülkede 2. bir Fethullah Gülen kürsüsü kurulmuş.
Bu yeni oluşturulan kürsünün tam adı da; “fethullah gülen islami ilimler kürsüsü“dür.
https://www.deakin.edu.au/alfred-deakin-institute/news/news-archive/2015-archive/fethullah-gulen-chair-in-islamic-studies-intercultural-dialogue

4-)fethullah gulen chair ındonesia:
Endonezya-Jakarta’daki “Şerif Hidayetullah İslam Üniversitesi” bünyesinde 2009 yılında oluşturulmuş kürsüdür.

Ne güzel değil mi?
Hem Katolik üniversitesine bağış yap, konferanslar ver, hem İslam üniversitesinde.
Hangi bayrağa hizmet bu?

Soruyorum,
2013’te Akp ve cemaatin arasının açıldığı ve Fethullah Gülen’in terörist ilan edildiği tarihten günümüze, Bunlar için bir girişim yapıldı mı?
Bunların kapatılması için bir çalışma?
Bir talep?
Birşeyler yapıldı mı?

Yoksa bunlar hala duruyor mu?

Soruyorum,
Bunların Belçika’da, Almanya’da ve sair ülkelerde açılan Pkk stantlarından ne farkı var?

Malesef devletimiz ehil eller tarafından yönetilmiyor.
İnsanlar işleri layikiyle yapmıyor ne yazık ki.

Oysa ki Hz Muhammed şöyle buyurmuştur;
işi ehline veriniz…”

Şimdi siz Fethullah Gülen ile, Fetö ile mücadele edecekseniz, işe önce onun yurtdışındaki vizyonunu yok etmekle başlamalısınız.

Bunu yapıyor musunuz?
Hayır.

Benden bir tüyo sizlere.
Yakında bir Abd üniversitesinde de fethullah gülen kürsüsü açılacak.
Gidin bulun ve gereğini yapın.

Bu üniversite kürsüleri dışında dünyaya bir kanser gibi yayılmış dernekler, enstütüler, kuruluşlar var.
bunlardan bazılarını da listeliyor ve görsellerini ekliyorum.

gulen ınstitute;
2007 yılında Houston/Teksas’ta kurulan enstütüdür.

gulen conference;

Logo tanıdık geldi değil mi?
Tanıdık gelmediyse bir de şuna bakın;


2009 yılında Los Angeles’te faaliyetlerine başlayan kuruluş, şimdi tanıdık gelmiştir sanırım.

alliance for shared values;
New York merkezli bu kurum, Abd’deki Fetöcü organizasyonların çatı kuruluşu olup, üye ve ortak kuruluşlar için işbirliği ve birleştirici bir unsurdur.
Peace Islands, Rumi Forum, Pacifica Institute, Institute for ınterfaith dialogue, Istanbul center ve Niagara Foundation bu birliğe üyedir.

pacifica ınstitute;
Kaliforniya merkezli ve Abd’nin batı eyaletlerinde faaliyetlerini sürdüren Fetöcü organizasyon.

peace ıslands ınstitute;
2004 yılında New Jersey’de kurulan Fetöcü organizasyon.
New Jersey , New York , Connecticut , Pennsylvania, ve Massachusetts’te faaliyetlerini sürdüren etkili bir kuruluştur.

rumi forum;
Washington merkezli Fetöcü kuruluş.
Abd’deki en etkili Fetöcü oluşumlardan biridir. Kentucky , Hampton Roads , Charlottesville ve Maryland’de şubeleri vardır.


burada da bonus olarak şunu vereyim;

İş bu yukarıdaki fotoğrafta Egemen Bağış’ın yanında görülen şahıs Rumi Forum adlı Fetöcü kuruluşun 2009’dan beri başkanlığını yürüten Emre Çelik’tir.

Emre Çelik darbe girişimi sonrası Beyaz Saray’da verilen bir davetten paylaştığı fotoğraflar ile ABD’nin Fetö’ye desteğini haklı çıkarmıştı adeta.


Bu fotoğraf henüz geçtiğimiz hafta sonu çekildi.(21 temmuz 2016)
Fotoğrafın çekildiği mekan Beyaz Saray.
En arkada gördüğünüz kişi ise Abd Başkanı Obama.
Obama’yı arka plana alıp bu fotoğrafı çekip sosyal mecralarda paylaşan birinin, orada bir “davetli” sıfatıyla bulunması gerekir.

Kaldı ki Rumi Forum’un başkanı olan bu kişi Beyaz Saray’daki o organizasyona davetliydi. İşte Beyaz Saray’ın Fetöcülere gönderdiği o davetiye;

Emre Çelik adlı Fetöcü şahıs sadece Obama ile poz vermiyor.
Hillary Clinton ile gayet samimi şu fotoğrafı da paylaşıyor ki, Fetö’ye olan Abd desteğinden kimsenin şüphesi olmasın.
işte o skandal foto;

Bunlar ABD‘nin Fetöcü yapılanmaya, terör örgütüne destek vermesinin kanıtı değildir de nedir?

geçelim.
istanbul center;
Florida ve Abd’nin güneydoğu eyaletlerinde faaliyette bulunan Fetöcü organizasyon.

niagara foundation;
Chicago merkezli vakıf Indiana , Iowa , Michigan , Minnesota , Missouri , Ohio , Wisconsin’de de şubeleri bulunan Abd’deki Fetöcü organizasyon.
Abd’de epey etkili bir kuruluştur.



turquoise harmony ınstitute;
Güney Afrika  “dinler vakfı” olarak 2006 yılında kurulan organizasyon.
halihazırda Güney Afrika’da Johannesburg , Pretoria , Durban ve Cape Town’da etkinliklerini sürdürmektedir.

indialogue foundation:
2005 Yılında Yeni Delhi’de kurulan ve Hindistan genelinde Chennai, Heyderabad , Kalküta , Bengalore ve Mumbai’de şubeleri bulunan organizasyon.

intercultural dialogue platform;
2000 yılında Belçika’nın Brüksel şehrinde kurulan ıdp gibi hem Belçika ve Avrupa bağlamında, kültürler ve dinler arası diyalog , sosyal uyum ve barış içinde bir arada yaşama gibi konularda tartışma ve analizler yapan dernek.

finland dialogue association;
Helsinki’de 2004 yılında kurulan dernek.

forum für ınterkulturellen dialog berlin e.v:
Almanya’da 2002’den beri faaliyet gösteren Fetöcü organizasyon.

malaysian turkish dialogue society:
Malezya-Kuala Lumpur merkezli, iş ve sosyal amaçlı dernek.


formosa ınstitute:
Gülen Cemaati’nin Tayvan(Formoza)’daki kuruluşu.

anatolia cultural and dialog center:
2007 yılında Hong Kong merkezli kurulan ve halihazırda Abd ve Kanada’da da faaliyetlerini sürdüren kuruluş.

dunaj ınstytut dialogu:
2008 yılında Polonya-Varşova’da kurulan dernek.

tevere ınstitute:
2007 mayıs ayında İtalya-Roma’da kurulan dernek.
Vatikan ile ilişkileri düzenleyen bu dernek Fetö için fevkalade önemli bir kuruluştur.

rumi forum of pakistan:
Pakistan’ın İslamabad , Lahor , Karaçi ve Multan şehirlerinde temsilcilikleri bulunan ve sözde kültürler arası diyaloğu geliştirmek adına oluşturulan, Abd merkezli “Rumi Forum”a bağlı kuruluş.

Görüldüğü üzre söylemleri hep barış, dinler arası diyalog falan, ama halkın üzerine ateş açmaktan, sınav sorularını çalarak insanların haklarını gaspetmekten, devlet mevkilerine kendi adamlarını yerleştirip görevi kötüye kullanmaktan da geri kalmıyorlar hiç.

İddia ediyorum, yukarıda örneklerini verdiğimiz, linklerini, görsellerini sunduğumuz üniversite kürsülerinden, ne Mit’in, ne Dışişleri’nin dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin haberi yoktur.
Bu vesile ile bir dikkat çekebilirsek ne mutlu bize.

Unutmayalım!
Fetö bir kanserdir.
Sadece ülkemizi değil, tüm dünyayı sarmıştır.

 

FETÖ MASONİK BİR ORGANİZASYONDUR…

fetö’nün yurtiçi ve yurtdışı yapılanmasına bakıldığında varlığı binyıllara dayanan bir organizasyonun izlerini hissederiz.

semboller, gizlilik, şifreleme yöntemleri, dışa kapalılık, mensuplarını kendilerinin seçmesi gibi kriterler, fetö yapılanmasının masonik organizasyonu rol model aldığının ispatıdır adeta.

zaten bugün fetöye sahip çıkanlara baktığımızda da bunların arkasında masonik kurum ve kuruluşları görmekteyiz.

masonlarda semboller çok önemlidir.
horus’un her şeyi gören gözü, gönye-pergel, 7 kollu şamdan, jakin ve bohaz sütunları nasıl masonik sembollerse, fetö’de de bu tip semboller vardır.
fetöcüler pek çok yapılanmasında, masonların kullandığı şu sembolleri kullanmışlardır;

örneğin;

bir başka örnek, bank asya logosundaki piramit ve kimse yok mu derneğinin logosundaki horus’un her şeyi gören gözü;

ya da bu semboller gibi kendi sembollerini yaratmışlar, ilişkide oldukları kurum ve kuruluşlarda bu sembolleri kullanmışlardır.
örnek;

şüphesiz ki bunlar alelade benzetmeler değil.
tesadüfi değil.

fetöcü yapılanmanın kullandığı bir başka masonik taktik din istismarıdır.
bugün bir mason olabilmek için ilk şart “herhangi bir dine inanmak”tır.
yani şayet bir semavi dine mensup değilseniz, bir inancınız yoksa mason olamıyorsunuz.

fetö’nün en iyi yaptığı şey de din istismarıdır.
din onlar için bir amaç değil, araçtır.
kendilerini dindar gösterip, toplumun birleştirici çimentosu olan dini makam ve mevki ele geçirmekteki bir amaç olarak çok güzel kullanırlar.
bugün masonlukta farklı dinlerden bir araya gelen insanlar ortak bir amaç için nasıl çalışıyorsa, fetö’de de aynı durum mevcuttur.
(bkz: dinler arası diyalog) bunun en güzel örneğidir.

Fetöcüler kendi çıkarları için dini farklılık gözetmeksizin, her türlü oluşumla işbirliğine gidebilirler.

dinler arası diyalog saçmalığı ile, örgütün gerçek hedefine yandaş toplanmaya çalışılmaktadır.

işte dinler arasında verilmeye çalışılan bu “sevgi” ve “barış” mesajları, aslında örgütün barış yanlısı, hümanist bir örgüt olduğu algısını yaratmaktır.
dünyanın çeşitli yerlerindeki katolik üniversitelerinde ve islami üniversitelerde oluşturulan “fethullah gülen kürsüleri” ve buralara yapılan milyon dolarlık bağışlar, hep bu mesajı vermek ve bir algı yaratmak içindir.
http://bit.ly/2aopGlK

ne güzel değil mi?
hem katolik üniversitesine bağış yap, konferanslar ver, hem islam üniversitesinde.
hangi bayrağa hizmet oluyor bu?

“ben fetöcü olacağım, cemaate gireceğim…”
bu şekilde düşünen ve cemaate girmek isteyen hiç kimse cemaate dahil olamaz.
cemaate dahil olmak için sizi cemaat üyesi birinin alıp toplantılara götürmesi, size referans olması, kefil olması gereklidir.
aynı uygulama mason localarında da mevcuttur.
“ben mason olmak istiyorum..” deyip mason olamazsınız, bir masonun referansı ile ancak mason adayı olabilirsiniz.

 

şifreleme…gizlilik…
masonik organizasyonlardaki en önemli ayrıntılardan biri de gizlilik ve şifrelemedir.
masonlar adeta şifrelerle konuşur, anlaşır.

yapacaklarını hiçbir şekilde açık etmezler.

aynı gizlilik ve şifrelemeyi fetö organizasyonunda da görüyoruz.
örneğin son 15 temmuz darbe girişiminde, “darbecilerin cebinden çıkan okunmuş 1 dolarlık banknotlar…”
bu banknotlar, darbecilerin birbirini tanıması için bir şifreleme sistemi.

ne garip ki bu 1 dolar da masonik bir sembol.

 

yönetimi ele geçirme arzusu
masonluğun olmazsa olmazıdır.
bir bölgede faaliyete başlayan masonik grupların ilk hedefi o bölgedeki yönetimi ele geçirmektir.
bunun için devletin üst kademelerindeki her makamı ele geçirirler, ya da kendilerine yakın isimleri bu mevkilere getirmeye çalışırlar.
örnek: (bkz: p2 mason locası), (bkz: tapınak şovalyeleri)
masonlar bu hedefe ulaşabilmek için her yolu denerler.
para, suikast, zor kullanma, rüşvet, yolsuzluk vs.

aynı uygulamaları fetö de kullanır.
devleti ele geçirmek için senelerce bıkmadan usanmadan çalışırlar.
devletin tüm kademelerine yerleşmek için yapmayacakları yoktur.
rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma, sınav sorularını çalma vb…bunları hepimiz biliyoruz artık.

dünya genelinde muazzam organizasyon
masonlar dünya genelinde muazzam organize olmuştur.
dünyanın farklı yerlerinde farklı isimler altında olsalar da, amaç aynıdır.
örneğin; bilderberg, b’nai b’rith, cfr, skulls and bone society, thule gibi…

fetöcüler de masonların dünya çapındaki bu organizasyonuna benzer yapılanma içindedirler.
dünyanın farklı ülkelerinde farklı konseptlerde ama aynı amaç doğrultusunda hareket eden pek çok fetöcü dernek, kuruluş, örgüt vardır.
örneğin; gulen ınstitute(abd), turquoise harmony ınstitute(güney afrika), indialogue foundation(hindistan), intercultural dialogue platform(belçika), formosa ınstitute(tayvan), dunaj ınstytut dialogu(polonya) ve bunlar gibi onlarca kuruluş daha.

ayrıca fetöcü bu organizasyonun daha işlevsel olabilmesi için konfederasyon sistemleri de vardır.
yani belirli bir coğrafyada birkaç örgüt bir araya gelip bir çatı örgüte bağlanır ve bu çatı örgüt ile ortak hareket edilir.
örneğin amerika’daki, peace ıslands, rumi forum, pacifica ınstitute, ınstitute for ınterfaith dialogue, ıstanbul center ve niagara foundation gibi fetöcü kuruluşlar alliance for shared values adlı bir çatı örgütün altında birleşmiş durumdadırlar.

 

örgüt hiyerarşisi
bilindiği üzre masonlukta tam 33. derece vardır.
masonluğa girişte “çırak” olarak girersiniz, sonra sırasıyla “kalfa” ve “usta“lık mertebelerinden sonra gerçek masonluğa adım atar sırasıyla “ketum üstat“, “mükemmel üstat” ve “sır katibi” gibi derecelerle yükselirsiniz. bunlar gibi tam 33 derece vardır ve her bir derecenin farklı isimleri vardır.

gülen cemaatinde de hiyerarşi çok önemlidir.
fetö’ye bir “şakirt” olarak girersiniz, “talebe” olursunuz, “abilik ya da ablalığa” yükseldikten sonra “hoca” ve “imam” gibi mertebeler alırsınız.
imamlık mertebesi de kendi içinde bir hiyerarşik düzene tabidir.
semt imamı, kurum imamı, askeri imam gibi.
fetö’nün hiyerarşik yapısı tam olarak şu şekildedir;

lakin ilginçtir ki fethullah gülen bu hiyerarşik düzende “kainat imamı” gibi bir mertebeye sahip olup kendisini adeta tanrısallaştırmıştır.
masonlarda bu tip tanrısallaştırma yoktur.

özet olarak yukarıda belirttiğimiz tüm bu örnekler ışığında fetö’nün masonik organizasyonu kendine rol model aldığını, masonik usullerde dizayn edildiğini ve dolayısıyla mason örgütlerinin tesis etmek istediği “yeni dünya düzeni” amacına hizmet ettiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.

 

 

ARAP İHANETİ GÜNÜMÜZDE DE DEVAM EDİYOR…

araplar oldum olası bir ihanet toplumu olmuşlardır.
bunu yıllar önce yazdığımız ve belgelere dayandırdığımız (bkz: Çağlar Boyu Arap İhanetleri)
başlıklı yazımızda sunmuştuk.

ama araplarda ihanet ve soysuzluk hiç bitmez.
yıllar öncesi yaptıkları ihanetlere kaldıkları yerden devam ediyorlar.

bugün pek çok arap ülkesinin bayrağı, arapların ihanetinin bir yansımasıdır.

osmanlı’ya ihanet eden hain arapların kullandığı bayrak bugün filistin, ürdün gibi ülkelerin bayrağıdır, aynı zamanda öso denilen teröristler de bizzat lawrence’in dizayn ettiği bu bayrağın renklerini kendi bayraklarında kullanmaktadırlar.

arapların bu isyanı ve isyanın bayraklarına yansımasının günümüzdeki en önemli örneklerinden biri de
ürdün dinarı üzerine işlenmiştir.

yukarıdaki görselde bugün hala tedavülde olan ürdün dinarını görüyorsunuz.
1 ürdün dinarı üzerindeki adam, şerif hüseyin‘dir. (hüseyin bin ali)
kendisi, ingilizlerle işbirliği yapıp, meşhur ingiliz casusu lawrence’la beraber
osmanlı ordusuna saldıran arapların lideri.

paranın diğer yüzünde, altta, ingilizce olarak “great arab revolt” yazıyor,
yani “büyük arap isyanı

işte üzerinde “büyük arap isyanı” yazan bu para bugün “müslüman din kardeşlerimiz”in elinde dolaşıp duruyor.
onların hafızalarındaki türk düşmanlığını onlara her an hatırlatmaya devam ediyor.

arapların günümüzdeki en önemli ihanetlerinden biri de sözde ermeni soykırımını desteklemeleri,
kabul etmeleridir.

işte uğurlarına milyarlarca dolar yardım topladığımız, israil ile ilişkilerimizi kopma noktasına getirdiğimiz filistin.
sözde ermeni soykırımının 100. yılı anısına filistin devleti pul bastırıyor;

sadece filistin mi?

suriye’nin başkenti şam’da, şam belediyesi tarafından sözde soykırımın 100. yıldönümü nedeniyle
bir meydana “ermeni soykırımı kurbanları meydanı” adı verildi.

suriye ile birlikte lübnan da sözde ermeni soykırımını tanıyan ülkelerden biri.
lübnan parlamentosunun aldığı karar ile 24 nisan günü, “soykırım kurbanlarını anma günü”
ilan edilmiştir.

aşağıda erivan’daki sözde soykırım anıtını ziyaret eden arap devlet adamlarını görüyorsunuz;

bu arada yine filistin, olmayan bir kürdistan’ı tanımış, kürdistan ile ilişkiler kurmuştur.
2012 yılında “al nakba kupası” adı altındaki bir futbol turnuvasında filistin, kürdistan ülkesinin varlığını resmen kabul etmiştir; Kaynak;

bütün bunların pkk ile ilişkileri de malum herkesin bildiği bir durum.

ayrıca ülkemizde başımıza gelen hiçbir trajik olayda, verdiğimiz şehitlerde,
bombalı saldırılarda arap dünyasından bir tepki gelmemesi,
bunların türk düşmanlığına yorulabilir pekala.

evet,
onlara biz “kardeşim” dedikçe onlar eski alışkanlıkları olan hainliklerine devam ediyorlar.
gelecekte de edecekler.

unutmayın ki araplarda hainlik bitmez.

ÇANAKKALE’DE ŞEHİT OLAN SURİYELİLER YALANI…

cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan’ın saçma suriye politikasına destek olmak adına uydurulan yalandır.
buna göre çanakkale savaşlarında en fazla şehidi halep ve şam vilayetlerinden vermişiz.

peki bu doğru mu?

gerçekten çanakkale savaşlarında en fazla şehit verdiğimiz bölgeler bu vilayetler mi?
bu vilayetlerden çanakkale savaşlarına kaç kişi katıldı?
katılanlar arap mıydı?

öncelikle çanakkale savaşlarında verdiğimiz şehitlerin vilayetlerine bakalım.

çanakkale savaşlarında verdiğimiz şehit sayısı 57.000(elli yedi bin) dir. 11.000’de kayıp askerimiz var(akibeti meçhul)
bu 11 bin kayıp içinde firar edeni de var, esir düşüp akibetinden haberdar olunamayanı da.
yani toplam kaybımız 68-70 bin civarındadır.

şu an itibariyle genelkurmay’ın, daha doğrusu kara kuvvetleri komutanlığı’nın resmi internet sitesinde “çanakkale şehitleri”ne dair tek bir belge bulunmamakta.
eskiden vardı.
çanakkale’de şehit düşen kahramanlarımızın isimleri, baba adları, kütükleri, geldikleri iller vardı.
ama şu an bu suriye goygoyu dolayısıyla bu istatistiki bölüm kaldırılmış. kara kuvvetleri komutanlığı’nın resmi sitesinde böyle bir belge yok.
belli ki buraya girip suriyelilerin de suriye’de savaşıp şehit olduğu uydurması ortaya çıkmasın diye rica ile kaldırtılmış.

herneyse,
dedikodularla işimiz yok.
biz gerçeklere bakalım, kara kuvvetleri bilerek mi, rica ile mi kaldırdı emin değiliz. dedikodu yapmanın alemi yok.

suriyeci tayfa diyor ki;
“suriyelileri vatandaş yapalım, çünkü onlar osmanlı. çünkü onlar çanakkale’de savaştı, şehit düştü…”
hatta ileri gidiyorlar, “çanakkale savaşlarında en çok şehit veren 3 il” diye uydurma istatistikler paylaşıyorlar.
1-halep
2-şam
3-bursa.

halep 8000 şehit vermiş, şam da 6000.
rakamlar değişkenlik gösteriyor, ama yalanlar bir.

böyle yaparak suriyeli arapları yüceltmeye çalışırken bursa’nın, kastamonu’nun, konya’nın, balıkesir’in hakkını yiyorlar.
zira bursa, kastamonu, konya ve balıkesir çanakkale’de en fazla şehit veren illerimiz.

elbette çanakkale’de savaşmış, şehit düşmüş suriyeliler var.

ama bu suriyelilerin yüzde 90’ı türkmen. 

halep’in bir türk şehri olduğunu bilmeyenler, unutanlar, çanakkale şehitliklerinde “halep” yazılı levhaları gördüklerinde bu suriyeli mültecilerin atalarının gelip burada şehit düştüğünü zannediyorlar malesef.

çanakkale savaşlarında görev almış tam 4 tane “`halep türkmen taburu`” var.
çanakkale savaşlarında görev almış arap taburları da var.

ama çanakkale savaşlarında firar eden 70 bin de asker var ve bu firarilerin tamamı kürtler ve araplardan oluşuyor.

şehit düşen arap yok mu?
var tabi.

örneğin bugün suriye ve lübnan’da bulunan `mikdat aşireti` 50 civarında şehit vermiş. bu aşiretin tamamı şii-nusayri arap.

konu dışı not:
(mikdat aşireti örneğini özellikle verdim, birkaç yıl evvel lübnan’da türk vatandaşı kaçırmışlardı da stratejik derinlik uzmanı ahmet davutoğlu neden kaçırdıklarını anlamamıştı.
oysa mikdat aşireti 2. abdülhamid tarafından madalya ile ödüllendirilmiş bir aşiretti. ama yeni osmanlıcıların bundan da haberi yoktu.)

herneyse, rakamlar ile konuşmaya başlayalım yavaştan.

efendim 1914 yılı itibariyle osmanlı’nın halep vilayeti’nin nüfusu 1.100.000’dir.(bir milyon yüz bin)
iş bu tarihte halep vilayetine bağlı sancaklar şunlardır;

-halep sancağı.(halep, antakya, iskenderun, idlip gibi şehirler halep sancağının kazasıydı)
-antep sancağı,(antep, kilis vb)
-maraş sancağı,
-urfa sancağı,
-zor sancağı,
-cebelisemaan sancağı.

işte bu halep vilayeti toplamda 6 sancak merkezinden müteşekkil olup bu 6 sancak merkezinin 3 tanesinin tamamı bugün türkiye sınırları dahilinde olup, halep sancağının da pek çok kazası ülkemiz sınırları içindedir.

nüfustan gidersek, 1914 yılı halep sancağının 1 milyon 100 bin nüfusunun 700 bini bugünkü türkiye cumhuriyeti sınırları dahilindeki merkezlerdedir.

yani, 1914 yılında halep vilayetinden çanakkale savaşlarına katılabilecek toplam nüfus 400 bin civarındadır, bu nüfus içinde araplar, kürtler, süryaniler, yezidiler, ermeniler, rumlar ve türkmenler bulunmaktadır…

artık halep vilayetinden gelip de çanakkale’de silah altına alınmış kaç arap vardır varın siz hesap edin.
bu demografik bilgiler ışığında soruyorum, halep vilayetinden çanakkale’ye gelen araplar 8000 ya da 6000 şehit vermiş olabilir mi?
bu soruyu cevaplarken lütfen firar eden 70.000 askeri de hesaba katın.

halep vilayeti 1914 nüfus verileri;

geçelim.

evet geçelim en çok şehit verdiği iddia edilen bir başka merkez olan şam(suriye) vilayetine.
bu vilayetimizin de 1914 itibariyle nüfusu 950.000 civarındadır. bu nüfusunda yüzde 60’tan fazlası arap olan bu vilayetimiz değil çanakkale cephesine asker vermek, bizzat içinde bulunduğu filistin cephesine dahi asker göndermemiş, filistin ve sina cephelerinde türk askerleri çarpışırken bunlar lawrence’in başlattığı arap isyanına dahil olmuş ve osmanlı’yı arkadan vurmuşlardır.
sırf `megiddo muharebesi`nde osmanlı’ya karşı savaşan 50.000 suriyeli vatan haini vardır.

hemen yanıbaşında suriye-filistin-sina cepheleri varken, suriye(şam)vilayetinden gelip çanakkale’de savaşmak mantık dışıdır.
kendi cephelerinde savaşmamış şam araplarının çanakkale’de şehit düştüğünü söylemek cahilliktir, deliliktir, zır deliliktir.

ama hak yememek lazım.
çanakkale’de bazı suriyeli araplar var. tarih yazıyor onları.
örneğin kurmay binbaşı şamlı lütfi gibi.
şamlı lütfi su katılmamış bir hain ve ingiliz işbirlikçisidir. yanındaki suriyeli subaylar ile birlikte anafartalar muharebelerinde ingilizler ile işbirliği içinde bulunmuş, mustafa kemal tarafından cepheden uzaklaştırılmış, daha sonra döndüğü memleketinde yine ingilizler ile işbirliği içinde olduğundan dolayı vatana ihanetten idam edilmiştir.
keza suriyeli lütfi gibi binbaşı mustafa da şamlı bir vatan hainidir, o da vatana ihanetten dolayı idam edilmiş bir suriyelidir.

bu anafartalar muharebelerindeki suriyeli ihanetine şurada değinmiştik;  (bkz: Çanakkale’de Osmanlıya ihanet eden Suriyeli…)

bunun dışında alman istihbarat raporlarına göre, çanakkale cephesinde silah altına alınan kürt unsur 12.000 iken, arap unsur(şii-sünni karışık) toplam 10.000’dir.
osmanlı ordusu’nun yönetimini elinde tutan almanlar çanakkale cephesi için 10.000 arap askere alıyor ki bunların içinde filistinlisi, ürdünlüsü de var, ama bizim suriye sevicileri çanakkale’de 14-15000 suriyeli’nin şehit düştüğünü ilan ediyor.
komediye bakın.

şimdi bütün bunların ışığı altında hala çanakkale’de halep’ten 8000, şam’dan 6000 şehit suriyeli kardeşimiz var diyecek çıkar mı acaba?

osmanlı devleti 1914 nüfus istatistikleri;

ÇANAKKALE’DE OSMANLIYA İHANET EDEN SURİYELİ

çanakkale de suriyeliler de şehit oldu geyiği yapanların nedense görmezden geldiği biri var.

kurmay binbaşı şamlı lütfi

şimdi sizlere bu suriyeli sünni arap’ın ihanet vesikasını aktaracağım ki belki “suriyeliler bizim kardeşimiz” demekten biraz olsun utanır, suriyeliler konusunda bir kez daha düşünürsünüz.

şamlı lütfi adına çanakkale cephesinde rastlıyoruz.

şamlı lütfi’nin ve beraberindeki suriyeli arapların yaptıklarını anafartalar grup komutanı albay mustafa kemal(atatürk)’in yaveri, teğmen cevat abbas(gürer) şöyle anlatıyor.

alıntı
bütün subaylar ve erler, çok kere aç, susuz, uykusuz savaşıyordu. bir gün şamlı lütfi adındaki kurmay binbaşının, yeni gelen iki teğmenle pek samimi olduklarını gördüm. aralarında arapça konuşuyorlardı.
“herhalde hemşerileridir, onu ziyarete gelmişlerdir” diye düşündüm.
fakat, binbaşı lütfi, az sonra bu iki teğmenin tayin emirlerini vererek görev yerlerinin belirlenmesini istedi.
bu talep içime bir kurt düşürdü.
tamamen önsezi ile o iki teğmeni muharip kuvvetlere değil, geri hizmete vererek araba kollarına memur ettik.
ama bu görev yerini binbaşı lütfi’nin onaylaması gerekiyordu.
elimdeki yazı ile onun yanına gittiğimde şiddetli ve öfkeli bir itirazla karşılaştım.
şamlı lütfi, yeni gelen teğmenlerin geri hizmete değil, muharip hatlara gönderilmesini istiyordu. üstlerini de ikna ederek bu isteğini yerine getirdi.
alıntı

şimdi burada mustafa kemal’in yaveri cevat abbas, şamlı binbaşı lütfi ve onun görevlendirmek istediği suriyeli iki teğmenden şüpheleniyor.
neden?
durduk yere şüphelenmesi sebepsiz.
illa ki bir sebebi olmalı.
keza, teğmenleri geri hizmete atamasına rağmen, şamlı lütfi buna şiddetle karşı çıkıyor ve üstleri ile konuşarak bu iki suriyeli teğmeni ısrarla muharebe hattına atıyor.
neden?

nedeni birkaç gün içindeki muharebelerde ortaya çıkıyordu.

cevat abbas, hâlâ bu işte hemşerilik gayretinin rol oynadığını düşünüyordu.
fakat öyle olmadığı kısa zamanda anlaşıldı. o iki arap teğmen, yanlarına birer çavuş da alarak, bir gece, kahramanca dövüşen birliklerimizin siperlerini terk edip düşman tarafına geçme alçaklığını gösterdiler.
bu hainlerin düşmana verdikleri bilgiler yüzünden anafartalar cephesindeki çarpışmalar şiddetlendi ve binlerce türk çocuğu şehit oldu.

şamlı lütfi’ye gelince;
harekat şube müdürü iken, ilk nöbetleri sırasında gösterdikleri kayıtsızlık sebebiyle, tümen kumandanı mustafa kemal, binbaşı şamlı lütfi ve onun gibi arap asıllı binbaşı mustafa’nın ellerine derhal ilmühaberlerini verip ordu emrine gönderdi.

bu ikisinin kayıtsızlığı cehaletlerinden ileri gelmiyordu, soylarının dürtüsüyle hareket ederek türk’ün başarısına hizmet etmekten kaçınıyorlardı. mustafa kemal, bunun hemen farkına varmıştı.

aradan zaman geçti.
cevat abbas, şamlı lütfi’nin suriye’deki 4. ordu emrine verildiğini duydu.
bu ordunun kumandanı, aynı zamanda geniş yetkilere sahip suriye valisi olan cemal paşa idi.

şamli lütfi, türk ordusunun gerilerinde arap isyanı hazırlayan kimselerle birlikte yakalandı ve idam edildi.
ihanet cezasını bulmuştu.

evet, şamlı lütfi suriyeli bir araptı.
osmanlı ordusunda yüksek mevkiye gelen, kuran üzerine, allah üzerine, şeref ve namusu üzerine vatana bağlılık yemini eden bir arap.

ama şüphesiz ki diğer soydaşları gibi o da kansızdı.
bu kansızlığı neticesinde de kendisine kucak açan osmanlı’ya ihanet etmekten geri kalmadı.
çanakkale ve suriye cephelerinde ingilizlerle işbirliği yaptı ve binlerce türk evladının kanına girdi bu hain…

şimdi merak ediyorum, çanakkale cephesinde suriyeliler savaştı ve şehit oldu diyenler, tek bir suriyeli arap’a dair bir kahramanlık hikayesi neden anlatamıyor.
neden kayıtlarda arapların herhangi bir kahramanlığı yok da, belgeler, komutanlar hep bunların hainliklerini anlatıyor?

siz hala suriyelilerin çanakkale’de bizimle birlikte savaşıp şehit düştüklerine inanıyor musunuz?

inanmayın.
rakamları, belgeleri de paylaşacağım.
bunun gibi başka örnekleri de paylaşacağım.